<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>satir.net</title>
	<atom:link href="http://satir.net/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://satir.net</link>
	<description>Kişisel Web Sitesi</description>
	<lastBuildDate>Wed, 25 Oct 2023 17:08:38 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">61171915</site>	<item>
		<title>SÜMER TABLETLERİ – TANRI ENKİ’NİN SÖZLERİ – 14. TABLET</title>
		<link>http://satir.net/sumer-tabletleri-tanri-enkinin-sozleri-14-tablet/</link>
					<comments>http://satir.net/sumer-tabletleri-tanri-enkinin-sozleri-14-tablet/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Serhat]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 13 Oct 2019 05:45:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sümer Tabletleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://satir.net/?p=2684</guid>

					<description><![CDATA[<p>NÜKLEER SAVAŞ MEZOPOTAMYA’YI MAHVEDERKötülük rüzgarı, Marduk’un en üstün olduğunu ilan ettiği&#160;Babili’yi esirgedi. Babili’nin güneyinde kalan tüm ülkeleri yiyip tüketti kötülük rüzgarı. İkinci bölgenin merkezine de dokundu. Büyük afetin sonrasında Enlil ve Enki felaketin boyutlarını görmek için buluştular. Enki, Babili’nin esirgenmesini&#160;ilahi bir işaret&#160;olarak gördüğünü anlattı Enlil’e.&#160;Marduk’un üstünlüğü mukadder kılınmış. ENLİL RÜYASINI ENKİ’YE ANLATIRBabili’nin esirgenmesiyle doğrulandı bu! [&#8230;]</p>
The post <a href="http://satir.net/sumer-tabletleri-tanri-enkinin-sozleri-14-tablet/">SÜMER TABLETLERİ – TANRI ENKİ’NİN SÖZLERİ – 14. TABLET</a> first appeared on <a href="http://satir.net">satir.net</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>NÜKLEER SAVAŞ MEZOPOTAMYA’YI MAHVEDER</strong><br><strong>Kötülük rüzgarı</strong>, Marduk’un en üstün olduğunu ilan ettiği&nbsp;<strong>Babili’yi esirgedi</strong>. Babili’nin güneyinde kalan tüm ülkeleri yiyip tüketti kötülük rüzgarı. İkinci bölgenin merkezine de dokundu. Büyük afetin sonrasında Enlil ve Enki felaketin boyutlarını görmek için buluştular. Enki, Babili’nin esirgenmesini&nbsp;<strong>ilahi bir işaret</strong>&nbsp;olarak gördüğünü anlattı Enlil’e.&nbsp;<strong>Marduk’un üstünlüğü mukadder kılınmış</strong>.</p>



<p><strong>ENLİL RÜYASINI ENKİ’YE ANLATIR</strong><br>Babili’nin esirgenmesiyle doğrulandı bu! Böyle diyordu Enki, Enlil’e. Her şeyin yaratıcısının muradıymış bu, dedi Enlil, Enki’ye. Sonra&nbsp;<strong>rüya görümü ve Galzu’nun kehanetini açıkladı Enki’ye</strong>. Madem biliyordun bunu, niçin dehşet silahlarının kullanmasını önlemedin, diye sordu Enki ona. Kardeşim, dedi Enlil üzgün bir sesle Enki’ye. Yeterince sebep vardı.</p>



<p>Sen Dünya’ya geldikten sonra her ne zaman görevimiz bir engelle duraklasa, engelin çevresinden dolaşmanın bir&nbsp;yolunu bulduk. Bunlar içinde en büyük çözüm Dünyalıları biçimlendirmekti. Ayrıca sayısızca istenmeyen çarpıtma ve değiştirmenin de kaynağı. Sen göksel devreleri&nbsp;etraflıca anlayıp takım yıldızları atadığında, onların kaderin elinde olacağını kim önceden görebilirdi?</p>



<p>Seçilmiş kısmetlerimiz ve eğip bükülemeyen kaderimiz arasındaki farkı kim anlayabilirdi? Kim sahte alametleri açıklar, gerçek kehanetleri kim ilan edebilirdi? Bu yüzden kendime sakladım&nbsp;<strong>Galzu</strong>‘nun sözlerini.&nbsp;<strong>Her şeyin yaratıcısının elçisi miydi gerçekten de, yoksa gördüğüm bir sanrı mıydı</strong>? Bırak ne olacaksa olsun, dedim kendi kendime. Kardeşinin sözlerini dinlerken Enki, başını aşağı yukarı sallıyordu.</p>



<p><strong>ENLİL MARDUK’UN ÜSTÜNLÜĞÜNÜ TANIYOR</strong><br>Birinci bölge viranelik, ikinci bölge kargaşa içinde, üçüncü bölge yaralı, göksel arabalar yeri yok artık; olan bu işte! Dedi Enki, Enlil’e. Tüm bunlar her şeyin yaratıcısının muradı idiyse eğer, Dünya görevimiz’den arda kalan bu işte! Marduk’un hırsıyla ekildi tohum, boy atan ürünü biçmek ona kalmış! Böyle dedi Enlil, kardeşi Enki’ye ve sonra&nbsp;<strong>kabul etti Marduk’un galip geldiğini</strong>.</p>



<p><strong>ENLİL AMERİKA KITASINA GİDİYOR</strong><br>Benden dolayı Ninurta’ya verilen&nbsp;<strong>elli rütbe sayısı Marduk’a verilsin</strong>. Bölgelerdeki viranelik üstündeki hakimiyetini ilan etsin Marduk.&nbsp;<strong>Bana ve Ninurta’ya gelince, artık onun yolunda durmayacağız.</strong>&nbsp;<strong>Okyanusların ötesindeki diyara gidip</strong>, ne için gelmişsek buraya, Nibiru için altın çıkartma görevini tamamlayacağız! Böyle dedi Enlil, Enki’ye; sözlerinde keder vardı. Dehşet silahları kullanılmamış olsa mesele farklı olurmuydu, diye meydan okudu Enki, kardeşine.</p>



<p>Galzu’nun Nibiru’ya dönmeyin demesine kulak asmasa mıydık, diye tersledi Enlil. Anunnakiler isyan ettiğinde Dünya görevi dursa mıydı? Sen yaptığını yaptın, ben yaptığımı yaptım. Geçmiş yaşanmamış hale getirilemez! Bunda da bir ders yok mu, diye sordu Enki her ikisi adına. Dünya’da olup bitenler, Nibiru’da olup bitmişleri yansıtmıyor mu? Geçmişin hikayesinde yazmıyor mu geleceğin ana hatları.<a href="https://www.galaksiarsivi.com/endonezyada-28-000-yillik-piramit-kesfi/"><strong>Endonezya’da 28.000 yıllık piramit keşfi</strong></a></p>



<p><strong>ENLİL VE ENKİ VEDALAŞIR</strong><br>Kendi suretimizde yarattığımız insanlık başarılarımızı ve başarısızlıklarımızı tekrarlamayacak mı? Enlil sessizdi. Tam kalkıp gidecekken Enki ona elini uzattı. Kardeş olarak, yabancı bir gezegende karşılarına çıkanlarla yüzleşen yoldaşlar olarak el sıkışalım! Böyle dedi Enki, kardeşine. Ve kardeşinin elini sıkan Enlil, sonra kucakladı onu. Tekrar karşılaşır mıyız, Dünya’da veya Nibiru’da, diye sordu Enki.</p>



<p>Nibiru’ya dönersek öleceğimizi söylerken haklı mıydı&nbsp;Galzu, diye yanıtladı Enlil. Sonra oradan ayrıldı. Enki tek başına kaldı; yalnızca yüreğindeki düşünceler eşlik etti ona. Her şey nasıl başlamış ve şimdi nasıl sona ermişti, oturup düşündü. Hepsi mukadder&nbsp;midir bunların yoksa kısmet sayesinde öyle ya da böyle biçimlendirilebilir mi? Gök ve yer devreler içinde devrelerde düzenlenmişse eğer, olmuş olanlar bir daha olacak mıdır?</p>



<p><strong>Geçmiş gelecek midir</strong>?&nbsp;<strong>Dünyalılar da Anunnakileri mi taklit edecekler</strong>? Dünya’da Nibiru’nun yaşadıklarını mı yaşayacak? Buraya ilk gelen olarak, son ayrılacak olan da kendisi miydi? Düşüncelerin kuşatması altında, Enki bir karar verdi: Nibiru’dan başlayarak, bugün Dünya’da yaşanan tüm olaylar ve kararları kayda geçirmeliydi ki gelecek nesiller için bir kılavuz olsun.</p>



<p>Kaderin tayin ettiği bir zamanda gelecek nesiller bu kaydı okusun, geçmişi hatırlasın ve gelecek için kehanet olarak anlasın.&nbsp;<strong>Geçmişin geleceği olsun yargıç</strong>! Nibiru’lu Anu’nun ilk oğlu&nbsp;<strong>Enki’nin sözleri budur</strong>.</p>



<p>On dördüncü tablet: Efendi Enki’nin sözleri,&nbsp;<strong>Eridu’nun evlatlarından biri olan Udbar’ın oğlu baş yazıcı Endubsar tarafından büyük efendi Enki’nin ağzından çıktığı gibi, ne bir eksik, ne bir fazla yazıldı. Efendi Enki tarafından uzun ömürle kutsandım.</strong></p>



<hr class="wp-block-separator"/>



<p><a href="http://satir.net/sumer-tabletleri-tanri-enkinin-sozleri-13-tablet/">Önceki Tablet (13)</a></p>The post <a href="http://satir.net/sumer-tabletleri-tanri-enkinin-sozleri-14-tablet/">SÜMER TABLETLERİ – TANRI ENKİ’NİN SÖZLERİ – 14. TABLET</a> first appeared on <a href="http://satir.net">satir.net</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>http://satir.net/sumer-tabletleri-tanri-enkinin-sozleri-14-tablet/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2684</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Teknolojik İletişimin Ahlâkı</title>
		<link>http://satir.net/teknolojik-iletisimin-ahlaki/</link>
					<comments>http://satir.net/teknolojik-iletisimin-ahlaki/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[serhat]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 18 May 2014 07:39:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://satir.net/?p=2380</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu sunumda, insanın ürettiği teknoloji ile teknolojinin yönettiği insanlık arasındaki ilişkiyi ele alıyorum. Teknolojinin sağladığı faydaların yanı sıra, gözden kaçırdığımız sorunları da vurgulamak istiyorum. İletişim çağında, iletişimin önemi ve elektronik iletişim üzerinde duracağım.</p>
The post <a href="http://satir.net/teknolojik-iletisimin-ahlaki/">Teknolojik İletişimin Ahlâkı</a> first appeared on <a href="http://satir.net">satir.net</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanın ürettiği teknoloji, teknolojinin yönettiği insanlık başlığıyla hazırlamaya başladığım bu sunumun temellerini on sene önce oluşturmaya başladım. Makalenin ilk halini Mayıs 2005&#8217;te Değiştirilen Dünya Düzeni adıyla internette yayınlamaya başladım. Bu sunumda siyasi yanını bir tarafa bırakıp felsefi boyutu üzerinde duracağım.<br> Teknoloji amacına uygun kullandığımız takdirde yapabilirliklerimizi arttıran ve bir anlamda insan hayatını uzatan birçok nimetler sunuyor. Haberleşme, Ulaşım, Kaynakların Etkin Kullanımı, Tıp Alanındaki Gelişmeler sayesinde yaşamların uzatılması, aynı süre içinde yapabilirliklerin arttırılması gerçekleşti. Ben bugün teknolojinin iyi yanlarından çok bahsetmek istemiyorum çünkü üretici firmalar bunu benden çok daha etkin ve başarılı bir şekilde zaten yapıyorlar. Ben biraz daha bu teknolojilerin sebep olduğu sorunlar ve çoğu zaman gözden kaçırdığımız değerlerimize değinmek istiyorum.<br> Yaşadığımız dönem “İletişim Çağı” olarak adlandırılıyor ve güncel teknolojiler bu araçları ortaya çıkartıyor. Bu yüzden sunumda ağırlıklı olarak teknolojinin “iletişim boyutu” üzerinde duracağım.</p>



<p><br><strong> ÖNCELİKLE İLETİŞİM NEDİR?<br></strong> Fransızcadan dilimize komünikasyon olarak geçen iletişim, Latincede paylaşım anlamına gelen commūnicāre kelimesinden gelir. İletişim, duygunun düşüncenin ya da bilginin hem gönderici hem de alıcı tarafından anlaşıldığı ortamda akla gelebilecek her türlü yolla başkalarına aktarılması, bildirilmesi, haberleşme sürecidir. Bunun iletişimin elektronik ortamdan yapılması durumunda Telekomünikasyon olarak adlandırıyoruz. İletme nedir? Bir objeyi ya da enerjiyi bir yerden bir başka yere iletme işi.<br> Sağlıklı ve doğru bir iletişimin altı bileşene ihtiyacı vardır. Gönderici bir Kaynak, Alıcı bir Hedef, bir İleti, Aktarımı sağlayan bir Ortam, Alındığı ve Anlaşıldığına dair Geri bildirim, Bunu gerçekleştiren bir Araç…<br> İnsanlar arası iletişim kopukluklarının teknoloji ile artmış olmasının temelinde de İletme ve İletişim arasındaki kavram kargaşası büyük oranda yer alıyor. İleti ve İletişim arasındaki en net fark şu; Mesajınızı karşıya gönderdiğinizde iletişim kurmuş olmuyoruz. İletişim olabilmesi için karşı tarafın da aldığını teyit etmesi ve anlamlı bir cevap vermiş olması gerekiyor.<br> Ulaşımın zor olduğu veya mümkün olmadığı durumlarda mesaj elbette iletilebilir. Ama sadece unutmadığını ve gönlünün yanında olduğunu hatırlatmak için.<br> Özellikle kimliği maskeleme görüşleri iletmede sorumsuzlukları beraberinde getirir. Bu tartışma sonrası uzaklaşırken geriye dönüp bağırıp kaçmak gibidir.<br> İletişim doğru bilgiyi hızla taşıdığı gibi hatalı bilgiyi (dezenformasyonu) veya bilgi kirliliğini de hızla farklı ortamlara taşır. İnternette urban legend ya da şehir efsanelerini hepiniz duymuşsunuzdur. Bu tür bilgiler konu hakkında bilgisi olmayan insanlarda önce tereddütle karşılansa bile bir süre sonra kabullenmeye götürür.</p>



<p><strong> İLETİŞİMİN TARİHÇESİ<br></strong> İnsanoğlunun birbiri ile konuşmaya başladığı ve anlamlı kelimeler ürettiği ilk dönemler iletişimin başlangıcı olsa da bu dönem kayıt altına alınamadığı için çok fazla bilgiye sahip değiliz.<br> Yazının bulunuşu sayesinde bugün elimizde çağlar boyu edinilmiş bilgiler, fikirler ve tecrübeler bulunuyor.<br> Büyük tufandan önce, M.Ö. 14.000&#8217;lerde Mısır’da yaşamış İsis (Hz. İdris) tarafından ilkyazının bulunduğu söylenmektedir. Bu yazı daha çok hiyeroglif biçiminde idi. Resimlerden kurtulamadığı için alfabe düzenine geçememiştir.<br> Bu anlamda alfabe niteliğinde olan ilkyazı, M.Ö. 3500&#8217;lerde Sümerler tarafından bulunmuş.<br> Bu tarihlerden itibaren toplanmaya başlayan bilgi, kayıt altına alınmaya başlamış, sözler uçup gitmeden yazılı hale gelmiştir. Bu bilginin kıymetini bilen Mısır ticari kanallarla kendisine gelen tüm kitapların bir kopyasını çıkartır ve bu sayede İskenderiye Kütüphanesi ortaya çıkar. Mısır, o dönemde gelişmiş medeniyeti ile tarihe geçmiştir.<br> Matbaanın bulunmasıyla bilgiler, fikirler ve tecrübeler geniş kitlelere buluşma fırsatı bulmuştur. Matbaanın mucidi Johannes Gutenberg 1447&#8217;de yazılı olan metinlerin kolay ve hızlı çoğaltılabilmesini sağladığı için veri, bilgi ve hayaller çok daha hızlı yayılabilir hale geldi.<br> Telgraf ve Teleks makinaları metin olan mesajlarımızı elektrik yolu ile ilk iletim yöntemlerimiz oldu.<br> Yakın geçmişte şehirlerarası telefon görüşmesi için bile hat bağlatma söz konusuydu. Mesafeleri sıfırlayan Graham Bell&#8217;e sadece bunun için bile şükran borçluyuz.<br> Faks ile yazılı metinler ya da görselleri uzak mesafelere ilettik. Son dönemlerinde renkli faks da denendi ama e-posta’ya dayanamadılar. Bugün faks kullanımı da yok denecek derecede azaldı.<br> Araç telefonları ve Çağrı cihazları cep telefonlarından kısa süre önce çıktı ve aynı hızla yok oldular.<br> Cep telefonları ilk başlarda mobil telefon olarak hayatımıza girdi, SMS mesajları ile çağrı cihazlarını bitirdi, birçok evde çalar saati bitirdi, akıllı telefon özellikleri ile dijital ajandaları (palm, casio) bitirdi. Her geçen gün daha da gelişen fotoğraf ve video çekme özellikleri ile geleneksel ve dijital fotoğraf makinaları ve video kameraları da büyük oranda bitirdi.<br> … ve elbette Internet. Interconnected Networks kelimelerinin birleştirilmesinden oluşan dünyanın telekomünikasyon ağı. Bugün geldiğimiz noktada tüm dünya verileri ortak bir havuzda toplanmış haldedir. Bu verileri birleştirmeye çalışan Wikipedia gibi organizasyonlar ortak akılı belki de güncel İskenderiye Kütüphanesini kurmaya çalışıyorlar.<br> Günümüz haberleşme teknolojileri sayesinde tarih boyunca milyarlarca kişi tarafından dünyanın herhangi bir yerinde üretilen bilgilere, istediğimiz her yerden, istediğimiz her zaman, çok hızlı erişip kullanabiliyoruz. Mobil iletişim ve sınırsız bilgi yakın zamana kadar insanoğlunun sahip olmak isteyip de gerçekleştiremediği bir ütopyaydı.<br> Yakın gelecek için internet üzerinden kendi siparişini veren buzdolapları, içine atılan çamaşırları uygun koşullarda yıkayan çamaşır makineleri, dünyanın bir ucundan diğer bir noktada ameliyat yapılması, düşünce gücüyle hareket eden robot kollar konuşuluyor, deneniyor.<br> Bununla birlikte bilgi alışverişi o kadar hızlı ki, yeni çıkan ürünlerin benzerleri kısa süre içinde başka firmalar tarafından geliştirilerek piyasaya sunuluyor. Fiyat kıyaslama kolaylığı sayesinde satın alma maliyetleri aşağıya iniyor. Bugün planlamaya başladığınız bir konu birkaç hafta sonra dünyanın bir başka noktasında gerçekleşmiş olarak ortaya çıkabiliyor.<br> Tüm bunları hayatımıza katan iletişimi biraz detayına inelim.</p>



<p><strong> İLETİŞİMİN İLK ADIMI TANIMLAMA (AUTHENTICATION)<br></strong> İletişimin başlangıcında öncelikle karşımızdakinin kim olduğunu tanımlarız. Çoğu zaman göz teması bu kontrolü hızla yapmamızı sağlar. Göz temasının olmadığı ortamlarda işitme ve dokunma ile karşımızdakini tanımlarız. Ses tonu ve vurguları, kelime seçimi işitsel, yüz hatları, dudak yapısı, saç yapısı ve yumuşaklığı dokunarak tanımlama yöntemlerimizdir.<br> Bu tanımlamanın sağlıklı yapılamadığı ortamlarda kurulan iletişim aldatılmaya açıktır. Fishing yöntemi ile aldatan insanlar bu alandaki boşluklardan yararlanırlar. Internet’in ilk protokollerinden olan e-posta (SMTP), güvenlik düzeyi son derece düşük bir ileti yöntemidir. Yakın zamana kadar Amerikan başkanından e-posta gönderebilir durumdaydık. Tanıdığınız kişilerden gelmiş gibi görünen mesajlar veya otoritelerden geldiğini düşündüren e-postalar ya da SMS’ler benzer aldatma metotlarıdır.</p>



<p><strong> İLETİŞİMİN EVRENSEL BOYUTU &#8211; BEDEN DİLİ<br></strong> İletişimin mesajın metinsel aktarımı dışında pek çok boyutu vardır. Ağızdan dökülen sözcüklerin dışında kalan bu işaretleri beden dili adı altında toplayabiliriz. Karşıdakinin kelime seçimi, kelimeler arasında verdiği boşluklar, sesindeki titreme, ellerinin durumu, bedensel duruşu, gözlerini dikmesi ya da kaçırması, göz kırpmaları, vücut sıcaklığı, ayak hareketleri<br> gibi… İletişimin büyük bölümünü içeren beden dili iletilen mesajın duygusal tarafıdır. Tümünü bilinçli olarak kullanmasak dahi beden dili karşıdaki üzerinde bazen sözcüklerden daha büyük etki bırakır. Bazen beden dili o kadar ön plana geçer ki bazen konuşmaksızın iletişim tamamlanır. Aynı dili konuşmayan insanların uzlaşabilmesi de yine beden dili yardımıyla olur.<br> Elektronik iletişim beden dili işaretlerinin birçoğunu bünyesinde barındırmaz. Bunu taklit edebilmek adına üretilmiş smiley karakterleri iletiyi zenginleştirme çabasıdır. Bu simge ve karakterlerle insanlar ruh hallerini iletmeye çalışıyorlar.<br> Klavyeden tuşlanan harfler, kablo üzerinden duygu boyutu sadece kelimelere sıkışmış halde mesajları iletebilir. İçten, samimi bir gülümseme, bir sıcak dokunuş, ses tonu insana yüzlerce mesajdan çok daha fazlasını verebilir.</p>



<p> <strong>MASKELER</strong><br> Çocuklar kişilik gelişim sürecinde 5-6 yaşlarından itibaren dış dünyaya karşı kullanacakları maskeleri oluşturmaya başlarlar. Bu maskelerin henüz gelişmediği dönemde akıllarına ne gelirse söylemeleri sebebiyle, gerçek ve saf düşünceleri çocuklardan almıyor muyuz? Maske gelişimi ilerleyen yaşlarda ortama, statüye göre farklılaşır ve çeşitlenir. Üst düzey kişilere karşı farklı, yanında çalışanlara karşı farklı, aile içinde farklı ve daha pek çok maske ortaya çıkar.<br> İletişimin belki de en açık hali aile içi iletişimde yaşanır. Birebir tanıdığımız ve geçmişini bildiğimiz insanlar oldukları ve saldırı beklentisi içinde olmadığımız için güven sorunu yaşamadan maskelerden olabildiğince arınmış iletişim kurarız. Sağlıklı iletişim kurabilen ailelerde güven ve huzurun temelinde maskesizlik yatar. Maskesiz iletişimde olumlu ya da olumsuz düşüncelere duygular samimidir. Pilav günlerini hatırlayın, yıllar önce yapılan şakaların tekrarlandığı sosyal çevre ve statüden bağımsız maskelerin yükselmediği bir iletişim.<br> Görsel İletişim yardımıyla kimlik tanımlama internet ortamında mümkün değil. Karşınızdaki kişinin gerçekten kendini tanıttığı kişi olduğundan emin olamazsınız. Bu yüzden de gerçek hayatta kullandığımız maskeler çoğunlukla ortadan kalkıyor. Çünkü orada sadece takma isimler (nickname) var. Kimlik değiştirmek çoğunlukla yeni bir kayıt formu doldurmak ya da yeni bir e-posta adresi almak kadar kolay. Takma isimlerle yazışan insanlar afişe olma endişesinden kurtuldukları için rahatlıkla hakaret edip, saldırganlık gösterebiliyorlar. Tepki toplamaya başladıklarında hemen kimlik değiştirip sanki o kişi değilmiş gibi rahat davranabiliyor veya onlarca yeni profil açarak öne sürdükleri düşünceyi savunan sahte birçok kişi varmış gibi davranabiliyorlar.<br> İtalya 1300&#8217;lerin ortalarında yaşanan büyük veba salgınlarında maskeyi keşfetti, acaba çağımızın vebası da bizi sürekli farklı maskelerle dolaştıran iletişim hastalığı olabilir mi?</p>



<p><strong> HIZLI TÜKETİM TOPLUMU<br></strong> Sürekli daha hızlıyı talep ediyoruz. Teknoloji hızlı tüketimi tetikliyor, hızlı tüketim teknolojiyi körüklüyor. Hızlı yemekler, hızlı tatiller, hızlı telefonlar, bilgisayarlar, arabalar, ilişkiler… Artık şevk duymadan, zevk alıyoruz. (istek duymadan)<br> 7.000 gün… Google, Facebook, Twitter, Amazon. Tüm bunlar 7.000 gün önce hayatımızda yoktu. Sadece bu kadar süre içinde hayatımızın ne kadar içine girdiklerini görmemiz lazım. Biz Internet öncesini yaşayan son nesiliz. Bundan sonra dünya bir daha internetsiz bir dönem yaşanmayacak. Bu büyük değişimi biz yönetmiyoruz, kurallarını da biz koymuyoruz. Ne yazık ki yazılmış olan kuralları sadece uyguluyoruz. Bu değişimin dışında yetişen bireyler sistemin avantaj ve dezavantajlarını sorgulayabilirken, bu sistemin içinde doğan insanların ayırt etme yetenekleri bizler kadar yüksek olmayabilir.<br> Matrix filmini izleyenler bugün yaşadığımız hayata ilişkin pek çok tespiti hatırlayacaktır. Kozalarda yaşayan insanlar mikrobiyolojik bakteriler yiyerek yaşadıkları halde sistem onlara pirzola yediklerine inandırmış durumdaydı. Bizler de bugün kapalı çiftliklerde, hayatı boyunca bir adım atmamış, dünyadan tamamen izole, güneş yüzü görmeden suni gıdalarla büyüyen 24-25 günlük canlıları tavuk niyetine yiyoruz, ya da tavuk yediğimizi zannediyoruz. Yanlış giden bir şey olduğunu fark etsek dahi süreci değiştirme şansımız artık yok. Yakın zamana kadar gıdalarımızın organik olup olmadığı tartışılır haldeydi. Sonra organik gıda üretimine başlandı ama sürdürülebilir olmadığı görüldü. Bugün geldiğimiz noktada organik tarım ürünleri ile dünya nüfusunun doyurulamayacağı artık net.<br> Diğer yandan dünyanın sanal boyutunda yaşayan insanlar, gerçekte kozaların içine yerleştiklerini göremiyorlar. Dev televizyon ekranlarından akıllı cep telefonlarına, akıllı saatlere, Google Glass gibi giyilebilir teknolojilere, hepimizin önüne boy boy, çeşit çeşit ekranlar koydular. Başında geçirdiğimiz saatler arttıkça bizler bu ekranların arkasından hayatı yaşar hale gelirken, teknoloji de kozalarını örmeye devam ediyor.<br> Belki de kolayımıza geldiği için ama yaşadığımız sanal hayatların paralelinde duygu dünyalarımız da her geçen gün biraz daha sanallaşıyor. Belki de ruhlarımız bu tempoyu yakalamakta güçlük çekiyordur.<br> Kızılderili bir kafile, Amerikalı bir iş adamı grubunu gezdiriyormuş. Amerikalıların hızlı adımlarına yetişmeye çalışan yerliler bir süre sonra yere çömelmişler. Bunu gören ve şaşıran Amerikalılar, yerlilerin liderine: “Neden gezimizin daha başındayken oturdunuz? Hadi kalkın devam edelim daha göreceğimiz çok şey olmalı?” dediğinde yerliler: “Siz o kadar hızlı hareket ediyorsunuz ki, bizim ruhlarımız geride kalıyor. Ruhlarımızın gelmesini bekliyoruz.” der. İşte biz de hızlı yaşamlarımızın içerisinde ruhumuzu ihmal ediyoruz. Zamanımız kalmadığı için artık kendimizle yeterince baş başa kalamıyoruz. Belki de bu sebeple sürekli daha yorgun hissediyoruz.</p>



<p><strong> TEKNOLOJİNİN BEDENSEL ETKİLERİ<br></strong> Elektrikli cihazların hepsi çevresinde bir elektrik alan yaratır. Bu elektrik alan cihazın depoladığı veya kullandığı enerjiye bağlı olarak değişir. İnsan vücudu da 90 mV’luk elektriksel akım iletileri ile çalışır. Yaşadığımız ortamlara da bir bakalım; Televizyonlarımızı uydu bağlantıları üzerinden izliyoruz, cep telefonlarımız sürekli baz istasyonlarla bağlantı halinde, ofislerimizin her tarafı kablolu veya kablosuz ağlarla sarılı, evlerimizin çoğunda kablosuz internet var, akıllı binalarda yaşıyoruz, hemen her şey uzaktan kumandalı; klimalar, kapılar, asansörler, mutfaklarımızda kullandığımız pek çok alet elektrikle çalışıyor, hafta sonu gittiğimiz alışveriş merkezlerinde mağazalar dikkatleri üzerine çekebilmek için donatılmış aydınlatma sistemleri ile dolu. Televizyon karşısında uyuyoruz, kucağımızda uzaktan kumanda, üzerimizde tablet ve yanımızda internet bağlantılı akıllı telefonlar. Evlerimizin yapımında kullanılan malzemeler yalıtkan nitelikli olduğu için vücudumuzda biriken enerjiyi de sağlıklı şekilde boşaltamıyoruz. Bedenimizin dinlenebilmesi için bu elektrik ağından çıkmamız, çıplak ayakla toprağa basmamız gerekiyor. Bunu yapamadığımız için sürekli gergin, stresli ve yorgunuz. Ancak insan yapımı bu modern ve maalesef hızla alıştığımız, konforlu yaşam şekilleri bizim dinlenmemize engel oluyor.<br> Sonuç kimi zaman kronik yorgunluk, kimi zaman sebepsiz gerginlik, kimi zaman ağrılı hastalıklar…<br> Elektriksel etkisinin yanında tetikleyici unsurlar sinir sistemimizi de olumsuz etkiliyor. Bu tetikleyici zaman hırsızları neredeyse günlük yaşamımızı yönetir hale geldiler. Masa telefonu, Cep telefonu, SMS mesajları, Whatsapp mesajları, Chat mesajları, Outlook uyarıları, Görevler, Randevular, Sosyal Medya uyarıları ve daha bir sürü sistem tarafından sürekli uyarılıyoruz. Artık hayatımızda bizi tetikleyen o kadar fazla şey var ki, özgür ve hür iradenin hareket alanı her geçen gün daralıyor, şartlı reflekslerimiz artıyor. Bu döngünün içinde kalanlar Pavlov’un deneyindeki köpeklere dönüşmeye başlıyor.<br> Bu cihazlar artık hatırlatma niteliğinden çıkıyor olabilir mi? Beynimizi kullanma ihtiyacımız giderek azalıyor mu? Belki de bu yüzden giderek daha fazla unutkanlık yaşamaya, işleri daha fazla yarım bırakmaya başladık. Belki de bu yüzden daha erken yaşta ve daha fazla Alzheimer benzeri hastalıklarla karşılaşıyoruz.</p>



<p><strong> İLETİŞİMİN YÖNETİMSEL KULLANIMI<br></strong> Internet’in atası ARPAnet’tir. ARPAnet soğuk savaş döneminde Amerika&#8217;nın Alaska üzerinden gelebilecek Rus saldırılarına karşı erken haberdar olma ve sınır karakollarının güvenliğini sağlama ihtiyacı ile başlıyor. Her nokta, diğer noktalara birden fazla hatla bağlıdır. Saldırı anında hatlardan biri kesintiye uğrarsa tüm trafik diğer hatlar vasıtasıyla ağ içindeki herhangi bir noktaya iletilmeye devam eder. Hatlar yerine şebekeye yabancı sinyallerin girmesi durumunu engellemek için de farklı protokoller ve portlar sayesinde mesaj karışmadan diğer noktalara ulaştırılır. ARPAnet&#8217;in beklenmedik şekilde başarılı olması sonucu 1990&#8217;larda yeni iletişim ağımız Internet ortaya çıktı. Bugün Internet’i engellemek isteyen otoritelerin bu emellerine ulaşamıyor olmalarının sebebi, Internet’in ortaya çıkış amacının, olası düşman saldırılarına karşı kesinti yaşanmaması için geliştirilmiş olmasıdır.<br> Geçmişte yapılan telefon dinlemelerinde her görüşme en az bir kişinin fiziki olarak telefon hattına paralel bağlantı kurması ile yapılıyordu. Günümüzdeki dinleme sistemleri dijital ortamda aktarılan seslerin metin tabanlı hale dönüştürülerek kayıt edilmesi yöntemiyle yapılıyor. Böylece dinlemeler sınırsız hat kapasitesi ile ve limitsiz boyutta arşivlenebilir hale gelmiş durumdadır. Herhangi bir kelime grubunu içeren görüşmeler ve bu görüşmelerin yapıldığı kişilerin bağlantıda olduğu kişiler şeklinde sorgulamalar sayesinde bir sorun oluşma eğilimindeyken müdahale edilebilir hale gelmiştir. 1960&#8217;larda bir hayal ile başlayan Big Brother (büyük abi) projesi özellikle internetin katkılarıyla artık tüm dünyayı izlenebilir hale getirmiştir.<br> Bugün iletişimimizin büyük oranda Facebook, Twitter gibi sanal ağlara yöneldi. Sanal ağlarda tanıdığımız insanlarla bağlantı kurduğumuz için bütün hayatımız ve hatta ilişkide olduğumuz insanların hayatı biliniyor. Size ait bilgiler sizin arzunuz ve talebiniz dışında paylaşılıyor. OneMillionTweetMap.com nasıl bir döngü içinde olduğumuzu ve yönetildiğimizi gösteren basit bir deneme yazılımı…<br> Dar gelirli çalışanların dünyasına baktığımızda, sabah 8’den, akşam 8’e işyerinde olup, tüm sosyal haklarından feragat etmiş, kötü koşullarda yaşayan, var olan yaşamları gelecek vadetmeyen insanlara sınırsız kaynaklara sahip sanal dünyada bambaşka bir başarı hikâyesi, gelecek vaat ediliyor. Sosyal topluma giremeyen, insanlarla kaynaşamayan ya da kaynaşmayan asosyal insanlar Chat odalarında ya da Farmville, Bitefight, Dragons of Atlantis gibi oyunların sohbet odalarında bir kral ya da kraliçe edasıyla oyun arkadaşlarına hitap ederek sosyalleştiklerini düşünüyorlar. Bu ilişkiler insanların arasına teknolojiyi sokuyor. Bu sistemlerde yaşayan kullanıcılar ise bu ortamdaki bin bir çeşit maskeleri ile belki de “sosyal anlamda sefil yaşamlar”ından bir parça uzaklaşmayı tercih ediyorlar.<br> Diğer taraftan kendini ön plana çıkartmaya çalışan işletmelerin bilgi bombardımanı altındayız. Depolanan verilerde artık PetaByte&#8217;lar, ExaByte&#8217;lar konuşuluyor.<br>Sözcüklerimiz eskiden makalelerde, kitaplarda, <a href="http://satir.net/sozler/">gök kubbede</a> yankılanırken artık Twitter&#8217;da retweet&#8217;leniyor.</p>



<p><strong>DEĞİŞEN DEĞERLERİMİZ</strong><strong><br></strong> İçerikler çoğalıyor ve çeşitleniyor ama konulara derinlemesine inilmediği için sığlaşıyor. Sunulan ortamlarda kendinizi ya da fikrinizi 140 karaktere sığdırmanız bekleniyor. Bunun üzerinde yazabileceğiniz ortamlar var elbette ama kapasiteler büyütülse bile okuyucu kitlesinin de artık böyle bir beklentisi yok. Kaynağı ve doğruluğu araştırılmadan paylaşılan bilgiler kendi şehir efsanelerini yaratıyor.<br> Teknolojik iletişim tüm yaşamımızın çevresini saran bir ağ haline dönüştü. Bu ağa bağlı yaşayan herkes tekil olarak izlenebilir, kontrol edilebilir ve hatta yönetilebilir halde. Sosyal ağlar, gelişmiş teknikler kullanılarak potansiyel suçluların tespitinde kullanılabilir halde. Bu tek başına bakıldığında son derece doğru görünebilir. Diğer taraftan kişisel gizlilik, mahremiyet (privacy) kavramı neredeyse tamamen ortadan kalktı. Suçlu olmasa da bu ağ üzerinde suçlu ilan edilen bir kişinin masumiyetini anlatması “avukatlar daha iyi bilirler” neredeyse mümkünde değil. Bu da engellenemez hukuk ihlallerini beraberinde getirmektedir.<br> Bilgi üretmek yerine kopyalamak hem kolay, hem sorunsuz hem daha kazançlı hale geldi. Bu nedenle kimse içerik hazırlamakla uğraşmıyor, hazır içeriği yayıyor. Bilgi hırsızlığı, bilgi kopyalama o kadar arttı ki Internet dev bir fotokopi makinesi halini aldı. Bağımsız, özgün ve tekil içerikler %1 bile değil. Çocukların internet üzerinden hazırladıkları ödevler neredeyse birbirinin aynısı. Hikâye kitaplarının özetleri, ödevlerin cevapları internette yayınlanıyor.<br> Bugün sosyal ağlarda temasta olduğumuz insan sayısı, takip ettiğiniz gruplar sosyal statümüzü ortaya koyan parametreler olarak görülmeye başlandı. “Tanıdık” kavramı ile arkadaşlık iyice birbirine karışmaya başladı. Yakın arkadaşlarımız ise pokelediğimiz ya da “Türkçeleştirilmiş” tabiri ile dürttüğümüz insanlardan ibaret. Bu, yakın gelecekte hayatın içine girecek olan bir neslin bizim değerlerimizden ne kadar farklı değerler ile karşımıza çıkacağını ortaya koyuyor.<br> Geçmişte yediğimiz yemekleri, sofraları göstermek hatta konuşmak ayıp kabul ediliyorken bugün bunları paylaşmak “trend” haline geldi.<br> Sevdiklerimizden gelen SMS mesajları, toplu mesaj gönderim listesinde bizlerin bir tık kadar hatırlandığımızın göstergesi mi acaba?<br> Ya da bir yakınını kaybedene gönderilen başsağlığı SMS’i, durumu kurtarmak için yeterli mi?<br> İnsanlar arası birebir iletişim giderek azalıyor. Uzun süredir kimseye fıkra veya hikâye anlattığımı hatırlamıyorum. Sosyallikten uzaklaşan insanlar giderek yalnızlaşıyor ve bencilleşiyor. Bu bencillik birliktelikleri törpülüyor, boşanmaları tetikliyor. Bugün kapalı evlerde, ebeveynleri çalıştığı için fiziksel temastan uzak, yalnız büyüyen çocuklar, toplumun değerlerinden uzak yetişiyor. Şehir merkezlerinde yeni yapılan evler evli ama çocuksuz veya tek çocuklu yaşayan insanları hedefliyor. Bu değişim sizce sadece alım koşullarından mı?<br> Size teknolojinin kullanımından kaynaklanan bir kaosu dile getirmek istiyorum. Bir yanda birbirinden binlerce kilometre uzakta iken sesli ve hatta görüntülü konuşabilen, hasret gideren aile bireyleri, diğer yanda aynı evde yaşayıp doğum günlerini Facebook üzerinden kutlayan aile bireyleri. Teknoloji, fiziksel mesafeleri kısalttı belki ama galiba gönülleri uzaklaştırmaya başladı.</p>



<p><strong> FELSEFİ BOYUTU<br></strong> Soyut düşünce beynin en yüksek düzeyde işlevlerinden birisidir. Maalesef, toplumun büyük çoğunluğunda bazı derin soyut kavramların yerine somut nesneler konularak, bir tür beyin tembelliği veya yetersizliği tetikleniyor. “Tanrı” deyince, gökyüzünde yaşayan birisi, “ruh” deyince Casper gibi bir karakter, “yeniden doğma” deyince, bireyin bütün olarak başka bir beden içinde tekrar dünyaya gelmesinin anlaşılması gibi örnekler verilebilir. Oysa bu kavramların felsefi anlamları vardır. Ne yazık ki, toplumun çoğunluğu; Hermes’in, Hacı Bektaş’ın veya Spinoza’nın Tanrısını anlayamıyor veya anlama zahmetine katlanmak istemiyor. Bilginin ve kültürün anne babadan çocuğa geçmediği, internet üzerinden aktarıldığı bir ortama doğru gidiyoruz. Bu durumda değer yargılarının da merkezi sistem<br> tarafından belirleneceği yeni bir nesil ortaya çıkartacağını söyleyebiliriz.<br> Her yoğun talep tersini doğurur… Aşırı güvenlik, güvensizliği doğurur. Aşırı iletişim ise iletişimsizliği. Sürekli, doğru aralıklarla ve kaliteli birliktelikler bağlılığı arttırır. Sağlıklı bir iletişim için maskesiz, kimliklerin açık ve beden dilinin etkin olması gerekir. Ses tonu, bakışlar, el hareketleri, mimikler ile birleştiğinde sosyal iletişim doğar. Kardeş bağı ile hareket edip, bu esaslara dikkat etmek sağlıklı iletişimin kapılarını açacaktır.<br> İnsan sosyal bir canlıdır. İnsan kendi niyeti ve özgür iradesi ile kendi kendini yetkinleştirebiliyor olsa bile, bu çaba başkaları olmaksızın gerçekleşmez. Varlığını geliştirmesi için iletişime ihtiyaç duyar. Başkası yoluyla kendimizi tanıma olanağı elde edebilir, başkaları sayesinde kendimizi ve egomuzu aşarak insan özümüzü fark edebiliriz. İnsan kendini ancak bir dost aynasında tüm çıplaklığı ile görebilir. Bir başka kişi olmadan ilişki olmaz, ilişki olmadan insani duygu ve düşünceler ortaya çıkmaz.</p>The post <a href="http://satir.net/teknolojik-iletisimin-ahlaki/">Teknolojik İletişimin Ahlâkı</a> first appeared on <a href="http://satir.net">satir.net</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>http://satir.net/teknolojik-iletisimin-ahlaki/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2380</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ruh Eşi, Ruh İkizi</title>
		<link>http://satir.net/ruh-esi-ruh-ikizi/</link>
					<comments>http://satir.net/ruh-esi-ruh-ikizi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[serhat]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 17 Mar 2014 13:16:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://satir.net/wordpress/?p=216</guid>

					<description><![CDATA[<p>MÖ 4. yüzyılda yaşamış Aristophanes, mitolojik bir efsaneyle aşkı açıklar. Peki, gerçekten insanların ruh ikizi var mıdır? Bu soru tarih boyunca tartışılmış.</p>
The post <a href="http://satir.net/ruh-esi-ruh-ikizi/">Ruh Eşi, Ruh İkizi</a> first appeared on <a href="http://satir.net">satir.net</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p dir="ltr">MÖ 4. yüzyılda yaşamış Aristophanes aşkı mitolojik bir efsaneyle açıklar: &#8220;İnsan yaratıldığında dört kollu, dört bacaklı, bir kafada iki ayrı yüze sahip, hermafrodit (Hermes/Afrodit) ve tek ruha sahip çok güçlü yaratıklarmış. Kendi kendilerine yetebildikleri ve çok güçlü oldukları için her türlü taşkınlığı yapar, tanrıları onurlandırmayı ihmal ederlermiş. Bir gün Zeus bu olanlara çok sinirlenmiş ve insanları ortadan ikiye bölmüş; bir taraf erkek, bir taraf kadın olmuş. İkiye bölünen parçalar o kadar korkmuşlar ki birbirlerine sarılmışlar. Tanrılar bu işin böyle olmayacağını düşünüp, bedenleri bir çuvaldan yıldızları bırakır gibi karmakarışık bir düzen içinde uzayın sonsuzluğundaki dünyanın farklı yerlerine serpmişler. İşte o gün bugündür yarım olan parçalar, tamamlanmak için diğer yarılarını arar olmuşlar. Bulduklarında tek bir ruh olup, Tanrıların onu tekrar cennetine alması için&#8230;&#8221;</p>
<p dir="ltr">Günümüzde &#8221; ruh eşi ya da ruh ikizi &#8221; olarak bilinen kavram bu efsaneye dayanmaktadır.</p>
<p dir="ltr">Efsane böyle ama gerçekten insanların ruh ikizi var mıdır? Bu soru tarih boyunca birçok medeniyet ve kültürde tartışılmış. Gerçekliği konusunda elle tutulur bir bilgi yoksa da, içten içe herkes bir ruh eşi olduğuna inanır.</p>
<p dir="ltr">Diğer taraftan romantik şair ve yazarlar ruh eşini bulan kişinin zaten cennetini bulduğunu söylüyorlar.</p>
<p dir="ltr">Yaratılan her şeyin bir eşi, bir tamamlayıcısı var: Gökkubbe ve altında uzanan yeryüzü… Doğu, Batı.. Kuzey ve Güney.. Bazen sıcak bazen soğuk. Yaşayan her canlı, ölüm ve hayatla iç içe. Acı-tatlı, güzel ve çirkin olaylarla günler tamamlanıyor. İyilik, kötülüğün varlığı sayesinde gösterebiliyor kıymetini.. Ya da aydınlık karanlık sayesinde, aynı beyazla siyah gibi .. Ses getirirken çift olması gerekiyor ellerin&#8230; Varlık gösteren herşey, ama herşey çift!..</p>
<p dir="ltr">Dilerseniz bu kavrama bir de gerçekçilik penceresinden bakalım. Gerçekten bir ruh eşimiz var ise ve o dünyanın bir yerinde bizi arıyor veya bekliyor ise onu bulabilmemiz için milyarlarca insanı tanımamız gerekir ki, çok şanslı değilsek buna ömür yetmez.<br />
**Her ruh eşini arar mı, buluncaya kadar mı arar, yoksa bulunca acaba gerçekten bu benim ruh eşim mi diye sorgular&#8230;**<br />
Belkide bütün bunlar hiç önemli değil; çiftlerin birbirlerinin ruhuna nasıl hitap ettiği, kalplerini incitmeden ilişkilerinin onları nasıl besleyip, büyüttüğü çok daha önemli.</p>
<p dir="ltr">&#8220;&#8230; ve sonsuza dek mutlu yaşamışlar&#8221; bu kelimeler masalların bitiminden geriye kalan bir pasajdan ibaret. Birbirlerine kavuşup da dünya klasiklerine girebilen bir aşk hikayesi yok. Mutlu yaşamak elbette mümkün ancak bu mutluluğun kazanılan bir ödül olduğunu unutmazsak&#8230;</p>
<p dir="ltr">Yaşamın ve gelişimin kökeninde varolandan memnuniyetsizlik, içinde bulunduğu koşulları iyileştirme, yani huzursuzluklar yatıyor. İnsanoğlu ilk varolduğu dönemde yaşamından memnun olsaydı koşullarını değiştirmek için çaba sarf etmeyecek, belki de ağaç dallarında muz yemeğe devam ediyor olacaktık. Açlığımızı çözmek için mızrak ve bıçağı, güvenliğimiz ve sağlığımız için barınağı, birbirimize sorunları aktarmak için konuşmayı, kaynakları geliştirmek için çiftçiliği ve evcilleştirmeyi, nesiller arası bilgi akışı için yazıyı, ortak yaşama ihtiyacından dolayı binaları, daha hızlı hareket etmek için arabaları, uçakları geliştirdik, geliştirdik, geliştirdik. Hepsinin altında içinde bulunduğumuz durumdan bir memnuniyetsizlik vardı.</p>
<p dir="ltr">Bu gelişim sürecinin bir parçası olarak doğaldır ki eşler arasında da anlaşmazlık, tartışma, münakaşa olacaktır. Tartışmalarda üslup çok önemli. Üstün gelme çabası, fikrini kabul ettirme gayreti ve galibiyet hevesini bir kenara bırakabilmek, tartışma sırasında saygıyı ve saygınlığı yitirmeden tartışabilmek, ne zaman duracağını, ne zaman geri adım atacağını anlayabilmek, karşıdakinin kalbini kıracak sözlerden kaçınmak ve belkide en önemlisi; tartışmalar bir mücadele haline gelirse kazananı olmayacağını bilmek yeterli olacaktır. Ne kadar şiddetli bir tartışma olursa olsun, yattığınızda birbirinize iyi geceler dileyebilmelisiniz&#8230; Ancak böyle bir ortamda sağlıklı kararlar alınıp, aile içi birlik sağlanabilir.</p>
<p dir="ltr">Her tür ilişkide önemli olan uyum, denge ve ahengi yakalayabilmektir. Evlilik ya da yaşam birliği gibi uzun süreli ilişkilerde bu konulara çok daha fazla dikkat edilmesi gerekir. Doğru frekansı tutturabiliyorsanız sevgi ve mutluluğu güçlenerek yaşayabilirsiniz.</p>
<p dir="ltr">Arthur Schopenhauer diyor ki &#8220;Hayatın ilk elli yılı metin, geri kalanı yorumdur.&#8221; Yaşı hayli ileri bir üstadım evlenmeden önce bana &#8220;Mutluluk, %51&#8217;i yakalamaktır&#8221; diye öğütlemişti. İnsan kendiyle bile %100 anlaşamazken karşınızdaki insandan bunu beklemek haksızlık değil midir? Mükemmeli yakalama, bulma arzusu insanın hayattaki beklentilerini boşa çıkartabilir. % 51&#8217;i yakaladıktan sonra gerisini inşa etmek hem daha makul, hem de daha zevkli.</p>
<p dir="ltr">Murathan Mungan&#8217;ın yazısından bir kesit aktarmak istiyorum sizlere.<br />
&#8220;gerçek bir kadın için, gerçek bir erkek,<br />
tanrı gibidir, her yerdedir,<br />
ve hiçbir yerdedir.<br />
aşk da budur zaten!<br />
başka bir şey değil.<br />
aramaktan vazgeç demiyorum, bulmaktan vazgeç&#8221;</p>
<p dir="ltr">&#8230; aramaktan vazgeç demiyorum, bulmaktan vazgeç.</p>
<p dir="ltr">Son olarak Hasan Ali Yücel&#8217;in oğlu Can Yücel&#8217;in bir şiiri ile bitirmek istiyorum makalemi..<br />
Bir eşi olmalı insanın<br />
Rüzgar onun kokusunu getirmeli,<br />
Yağmur O&#8217;nun sesini.<br />
Akşam&#8230;&#8230; onu görecek diye, pırpır etmeli yüreği,<br />
Ayakları birbirine dolaşmalı heyecandan, eve dönerken,<br />
Cennetten köşe almışçasına<br />
Sevdiği, sakındığı, bakmaya kıyamadığı&#8230;<br />
Her bir hücresinden aşkın fışkırdığı,<br />
Çölde okyanusu yaşadığı bir eşi olmalı insanın!!!<br />
Ben seni ölene dek seveceğim boş laf!!!<br />
Ben seni sevdikçe ölmeyeceğim&#8230;</p>The post <a href="http://satir.net/ruh-esi-ruh-ikizi/">Ruh Eşi, Ruh İkizi</a> first appeared on <a href="http://satir.net">satir.net</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>http://satir.net/ruh-esi-ruh-ikizi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">216</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kalbin Beyin Fonksiyonlarına Sahip Bilinmesi</title>
		<link>http://satir.net/kalbin-beyin-fonksiyonlarina-sahip-bilinmesi/</link>
					<comments>http://satir.net/kalbin-beyin-fonksiyonlarina-sahip-bilinmesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Serhat]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 31 Dec 2012 08:08:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diğer]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://satir.net/wordpress/?p=424</guid>

					<description><![CDATA[<p>Posted on 31/12/2012 https://panteidar.wordpress.com/2012/12/31/kuranda-beyin-yok/ KALBİN BEYİN FONKSİYONLARINA SAHİP BİLİNMESİ  KUR’AN’DA BEYİN YOK Kur’an’da insan beyninden hiç söz edilmemiştir, çünkü bilinmez. Halbuki beyin, insanı insan yapan organdır. Beyin bilinmediği için duygular, düşünceler kalbin fonksiyonları olarak belirtilmiştir. Örneğin Bakara suresi 97. ayetinde; Cebrail’in Kur’an’ı peygamberin kalbine indirdiği yazılmıştır. Bilim ise, bilgilerin ve hafızanın beyinde saklandığı kanıtlamıştır. Yine Bakara [&#8230;]</p>
The post <a href="http://satir.net/kalbin-beyin-fonksiyonlarina-sahip-bilinmesi/">Kalbin Beyin Fonksiyonlarına Sahip Bilinmesi</a> first appeared on <a href="http://satir.net">satir.net</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div><a href="https://i0.wp.com/satir.net/wordpress/wp-content/uploads/2012/12/kalp.jpg"><img data-recalc-dims="1" fetchpriority="high" decoding="async" data-attachment-id="426" data-permalink="http://satir.net/kalbin-beyin-fonksiyonlarina-sahip-bilinmesi/kalp/" data-orig-file="https://i0.wp.com/satir.net/wp-content/uploads/2012/12/kalp.jpg?fit=300%2C207" data-orig-size="300,207" data-comments-opened="1" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;0&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;0&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;0&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;0&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;0&quot;}" data-image-title="Kalp" data-image-description="" data-image-caption="" data-large-file="https://i0.wp.com/satir.net/wp-content/uploads/2012/12/kalp.jpg?fit=300%2C207" class="size-medium wp-image-426 alignright" src="https://i0.wp.com/satir.net/wordpress/wp-content/uploads/2012/12/kalp-300x207.jpg?resize=300%2C207" alt="" width="300" height="207" /></a></div>
<div class="entry-meta"><span class="meta-prep meta-prep-author">Posted on</span> <a title="15:57" href="https://web.archive.org/web/20161220080935/https://panteidar.wordpress.com/2012/12/31/kuranda-beyin-yok/" rel="bookmark"><span class="entry-date">31/12/2012</span></a></div>
<div>https://panteidar.wordpress.com/2012/12/31/kuranda-beyin-yok/</div>
<div></div>
<div class="entry-content">
<p><strong>KALBİN BEYİN FONKSİYONLARINA SAHİP BİLİNMESİ </strong></p>
<p><strong><a href="https://web.archive.org/web/20161220080935/https://panteidar.wordpress.com/2012/12/31/kuranda-beyin-yok/" rel="bookmark">KUR’AN’DA BEYİN YOK</a></strong><br />
<strong>Kur’an’da insan beyninden hiç söz edilmemiştir, çünkü bilinmez. Halbuki beyin, insanı insan yapan organdır. Beyin bilinmediği için duygular, düşünceler kalbin fonksiyonları olarak belirtilmiştir.</strong><br />
Örneğin Bakara suresi 97. ayetinde; Cebrail’in Kur’an’ı peygamberin kalbine indirdiği yazılmıştır. Bilim ise, bilgilerin ve hafızanın beyinde saklandığı kanıtlamıştır.<br />
Yine Bakara suresi 260. ayetinde İbrahim’in kalbinin tatmin olması için Allah’tan ölüleri nasıl dirilttiğini göstermesini istediği yazılıdır. Halbuki tatmin olan, ikna olan kalp değil, beyindir.<span id="more-3087"></span></p>
<p><strong>Hacc 46. Onlar, yeryüzünde dolaşmadılar mı ki onların, onunla akıl ettikleri kalpleri ve onunla işittikleri kulakları olsun. Fakat baş gözleri kör olmaz. Lâkin sinelerdeki kalpler kör olur.</strong></p>
<p>Görüldüğü gibi ayette akledenin, düşünenin kalp olduğu ifade edilmiştir ki tamamen bilimdışı bir ayettir.</p>
<p>Birçok ayette de kalbin mühürlenmesinden söz edilir.</p>
<p><strong>Şura-24. Yoksa onlar, senin hakkında: “Allah’a karşı yalan uydurdu” mu diyorlar? Eğer Allah dilerse senin de kalbini mühürler. (…)</strong></p>
<p><strong>Tegabun-11. Allah’ın izni olmaksızın hiçbir musibet başa gelmez. Kim Allah’a inanırsa, Allah onun kalbine hidayet verir. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.</strong></p>
<p>Hidayet verilecek olsa, verileceği organ kalp değil, beyin olmalıdır. İslamcılar bunu, bugün de sevginin, merhametin kalple ifade edilmesiyle açıklar. Tersine bu ifade şekli, dini inançlardan kaynaklanarak oluşmuştur. Bazı İslamcılar ise kalbin de beyinsel fonksiyonlara sahip olduğunu iddia eder. Bu iddianın hiçbir bilimsel yanı yoktur. Kalp, sadece kan pompalayan bir organdır ve beyin işlevlerinin hiçbirine sahip değildir. Bu yanlış, müteşabihlikle de izah edilemez. Kalple ilgili birkaç ayetin müteşabihliği olsa da, Kur’an’ın tamamında ve onlarca ayette bu şekilde geçmesi, böyle bilindiğinin göstergesidir.</p>
<p>Tevrat ve İncil’de de beyin yok. Onlar da beyin fonksiyonlarını kalbe mal etmiş:</p>
<p>İNCİL – Luka: 2/ 35. Senin kalbine de adeta bir kılıç saplanacak. Bütün bunlar, birçoklarının <strong>yüreğindeki düşüncelerin açığa çıkması için olacak</strong>.</p>
<p>TEVRAT – Yasanın Tekrarı: 29/ 4. Ne var ki, RAB bugüne dek size <strong>kavrayan yürek, gören göz, duyan kulak</strong> vermedi.</p>
<p><strong>Halbuki beyin binlerce yıldır bilinmekteydi. Bilinmesi bir yana, İslam’dan önceki yüzyıllarda beyin ameliyatları bile yapılmaktaydı. Arkeolojik kazılarda 5-10 bin yıl önce beyin ameliyatı yapılmış iskeletlere rastlanmıştır. Beynin fonksiyonlarının bilinmesi sonraki dönemlerde gerçekleşmiş olsa da, bilim, tanrının gönderdiğine inanılan din kitapları gibi kalbe beynin fonksiyonlarını verecek şekilde bir büyük yanlışa imza atmamıştır.</strong></p>
<p><strong>Beynin Keşfi</strong></p>
<div class="_2cuy _3dgx _2vxa"><span class="_5yi-">Tarihte ilk kez duygu ve düşünce organının kap değil beyin olduğunu ileri süren </span>Antik Çağ’da <span class="_5yi-">Pisagor’un öğrencisi Alkmeon’dur.</span> <span class="_5yi-">Alkmeon (M.Ö 500), eski Mısırlı bilimcilerden ve Yunanlılardan farklı olarak, akılsal yeteneklerin merkezinin kalp değil, beyin olduğunu anlamış ve ileri sürmüştür. Duyu organlarını keşfetmiştir. Beynin duyu merkezi olduğunu söylemiştir. Beyin ile duyu organları arasında bir bağ olduğunu söylemiştir. Bu bağda herhangi bir kesintiye uğrarsa iletişim kesilir.</span></div>
<div class="_2cuy _3dgx _2vxa"></div>
<div class="_2cuy _3dgx _2vxa">Alkmeon’dan sonra <span class="_5yi-">“Hipokrat’ın(MÖ. 460-370) ileri sürdüğü beyin hipotezi içinde, insanın duygu dünyasının ve davranışlarının kaynağının beyin olduğu ileri sürülmektedir.</span></div>
<div class="_2cuy _3dgx _2vxa"><span class="_5yi-">Aristoteles’e (MÖ. 384-322) </span><span class="_5yi-">göre ise algının merkez organı beyinden ziyade kalp idi. Merkezi duyu organı olan kalp, tek tek duyu organlarıyla bağlantılıydı.</span></div>
<div class="_2cuy _3dgx _2vxa"></div>
<div class="_2cuy _3dgx _2vxa"><span class="_5yi-">MS 2. yüzyılda yaşayan Galen</span>, beyin konusunda önemli görüşler ileri süren bir kişidir. Ortaya attığı fikirler, bugünün verileriyle önemli ölçüde çelişse de, söyledikleri uzun bir dönem birer yasa olarak kabul edilmiştir<span class="_5yi-">. “Galen’in ortaya koyduğu Ventrikül Hipotezi, davranışların, beynin sıvı içeren karıncıklarında organize olduğunu ileri sürmektedir.</span></div>
<div class="_2cuy _3dgx _2vxa"><span class="_5yi-">Bu hipotezin ortaya atılmasından sonra beyin serüveninin en uzun duraklama dönemlerinden biri başlamıştır” (Smith 1986: 87).</span></div>
<div class="_2cuy _3dgx _2vxa"></div>
<div class="_2cuy _3dgx _2vxa"><span class="_5yi-">Beyin hakkında ileri sürülen bu görüşler yaklaşık olarak 1400 yıl geçerliliğini korumuştur.</span>Rönesans dönemine kadar yapılan çalışmalarda, bazı önemli fikirler ortaya atılmıştır. Örneğin <span class="_5yi-">10. yüzyılın sonları ile 11. yüzyılın başlarında, erken Rönesans olarak tanımlanan dönemde İbn-i Sîna, (MS) 4. yüzyılda ortaya atılan hücre doktrinini önemli ölçüde destekleyici fikirler ileri sürmüş, beyindeki karıncık sayısını beşe çıkarmıştır.</span></div>
<div class="_2cuy _3dgx _2vxa"></div>
<div class="_2cuy _3dgx _2vxa"><span class="_5yi-">Beyin konusunda ilk çağdaş fikirlerin ortaya atıldığı dönem 17. yüzyıldır. “Bu yüzyılda Le Boe Sylvius, beyinde bu adla anılan yarığı saptamıştır. Aynı zamanda beyin korteksinin işlevsel önemini vurgulamıştır. Bu dönemde beyin korteksinin en yetkin çizimini ortaya koyan ve korteksin önemini vurgulayanlardan biri de Descartes’tir. Descartes’in aslında ilgilendiği konu, ruhtur” (Smith 1986: 89).</span></div>
<div class="_2cuy _3dgx _2vxa"></div>
<div class="_2cuy _3dgx _2vxa">Kısacası, eski geleneğe bağlı kalınmakla birlikte 17. yüzyıl, tıp biliminin gelişim sürecinde bir geçiş dönemdir. “18. yüzyılda Anton de Leewenhoek ilk mikroskobu yapmış, bununla beyin korteksini incelemiştir.</div>
<div class="_2cuy _3dgx _2vxa"></div>
<div class="_2cuy _3dgx _2vxa"></div>
<div class="_2cuy _3dgx _2vxa"><strong>Zekâ</strong></div>
<div class="_2cuy _3dgx _2vxa"></div>
<div class="_2cuy _3dgx _2vxa">“<span class="_5yi-">19. yüzyılın sonlarına doğru beyindeki dil merkezleri keşfedilmiştir. Wernicke ve Broca bu alandaki çalışmalarıyla önemli adımlar atmışlardır. Yine bu yüzyılda, Pavlov’un öğrencisi Anokhin, beynin büyüklüğü ile zekâ arasındaki ilişkiyi araştırmıştır.</span></div>
<div class="_2cuy _3dgx _2vxa"></div>
<div class="_2cuy _3dgx _2vxa"><span class="_5yi-">Anokhin, zekâyı beyin hücrelerinin sayısı değil, küçük çıkıntılar üzerindeki beyin hücresi dokunaçlarının etkilediğini farkeden ilk kişidir. Her çıkıntının en azından bir diğeriyle ilintili olduğunu ve böylelikle diğer hücrelerle elektrokimyasal etkileşimler kurduğunu açığa çıkarmıştır.</span></div>
<div class="_2cuy _3dgx _2vxa"></div>
<div class="_2cuy _3dgx _2vxa"><span class="_5yi-">İlk kez Krotonlu Alkmeon’un fikrini ortaya koymasından bu yana 25 yüzyıl geçmiştir. Beyin konusundaki gerçekçi bilgiler, uzun bir duraklama döneminden sonra 17. yüzyıldan itibaren sistemli bir şekilde gelişmeye başlamıştır.</span> Günümüzdeki beyin bilgisinin kaynağını ise, 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren yaklaşık 60 yıllık bir süre içinde biriken veriler oluşturmaktadır.</div>
<div class="_2cuy _3dgx _2vxa"></div>
<div class="_2cuy _3dgx _2vxa"></div>
<div class="_2cuy _3dgx _2vxa"><a href="https://web.archive.org/web/20161220080935/http://l.facebook.com/l.php?u=http%3A%2F%2Ftubar.com.tr%2FTUBAR%2520DOSYA%2Fpdf%2F2010BAHAR%2Fonan_bilginer%2520521-561.pdf&amp;h=rAQHGW25Y&amp;s=1" target="_blank" rel="nofollow noopener noreferrer">Beynin keşfi ile ilgili kaynaklar:</a></div>
<div class="_2cuy _3dgx _2vxa"></div>
<div class="_2cuy _3dgx _2vxa"><a href="https://web.archive.org/web/20161220080935/http://l.facebook.com/l.php?u=http%3A%2F%2Ftubar.com.tr%2FTUBAR%2520DOSYA%2Fpdf%2F2010BAHAR%2Fonan_bilginer%2520521-561.pdf&amp;h=9AQHsXJFN&amp;s=1" target="_blank" rel="nofollow noopener noreferrer">http://tubar.com.tr/TUBAR%20DOSYA/pdf/2010BAHAR/onan_bilginer%20521-561.pdf</a></div>
<div class="_2cuy _3dgx _2vxa"><a href="https://web.archive.org/web/20161220080935/https://www.facebook.com/l.php?u=https%3A%2F%2Ftr.wikipedia.org%2Fwiki%2FAlkmai%25C5%258Dn_%28Krot%25C5%258Dnlu%29&amp;h=0AQGzgkyP&amp;s=1" target="_blank" rel="nofollow noopener noreferrer">https://tr.wikipedia.org/wiki/Alkmai%C5%8Dn_(Krot%C5%8Dnlu)</a></div>
<div class="_2cuy _3dgx _2vxa"><a href="https://web.archive.org/web/20161220080935/http://l.facebook.com/l.php?u=http%3A%2F%2Fwww.haberturk.com%2Fsaglik%2Fhaber%2F127800-iste-kalbin-tarihi&amp;h=YAQEyUHpr&amp;s=1" target="_blank" rel="nofollow noopener noreferrer">http://www.haberturk.com/saglik/haber/127800-iste-kalbin-tarihi</a></div>
<div class="_2cuy _3dgx _2vxa"><a href="https://web.archive.org/web/20161220080935/http://www.evrenindili.com/component/content/article/174-bilim-adamlar/450-aristoteles?directory=194" target="_blank" rel="nofollow noopener noreferrer">http://www.evrenindili.com/component/content/article/174-bilim-adamlar/450-aristoteles?directory=194</a></div>
</div>The post <a href="http://satir.net/kalbin-beyin-fonksiyonlarina-sahip-bilinmesi/">Kalbin Beyin Fonksiyonlarına Sahip Bilinmesi</a> first appeared on <a href="http://satir.net">satir.net</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>http://satir.net/kalbin-beyin-fonksiyonlarina-sahip-bilinmesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">424</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kadınlar ve Erkekler</title>
		<link>http://satir.net/kadinlar-ve-erkekler/</link>
					<comments>http://satir.net/kadinlar-ve-erkekler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Serhat]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 Feb 2011 07:08:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://satir.net/wordpress/?p=10</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kadınların ve Erkeklerin ilişkileri ile ilgili konuları irdelemek istemiyorum. Tarihin akışı içinde bu iki cinsin düşünce sistemlerinin neden bu şekilde geliştiğine izlenimlerim doğrultusunda açıklamalar getirdim, bunları paylaşmak istiyorum. Burada yazdıklarımın pekçok kişi tarafından yanlış anlaşılacağına eminim ancak sonuçta kimseyi kötülemek gibi bir amacımın olmadığını, kadın ile erkeğin düşünce sistemlerini başka bir gözle irdelemeye çalıştığımı baştan [&#8230;]</p>
The post <a href="http://satir.net/kadinlar-ve-erkekler/">Kadınlar ve Erkekler</a> first appeared on <a href="http://satir.net">satir.net</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kadınların ve Erkeklerin ilişkileri ile ilgili konuları irdelemek istemiyorum. Tarihin akışı içinde bu iki cinsin düşünce sistemlerinin neden bu şekilde geliştiğine izlenimlerim doğrultusunda açıklamalar getirdim, bunları paylaşmak istiyorum. Burada yazdıklarımın pekçok kişi tarafından yanlış anlaşılacağına eminim ancak sonuçta kimseyi kötülemek gibi bir amacımın olmadığını, kadın ile erkeğin düşünce sistemlerini başka bir gözle irdelemeye çalıştığımı baştan belirtmek istiyorum.</p>
<p>Erkekler için kadınlar her zaman anlaşılmaz oldular. Olaylara ve durumlara verdikleri tepkiler belirsiz ve kendi içinde gizemli oldu. Ancak bu durumun tersi geçerli değil, yani erkekleri anlamak konusunda kadınların sorunu yok. Kadınlar arasındaki bu iletişim şekli kadınların binlerce yılda geliştirdikleri ve sürdürdükleri düşünce sisteminin sonucu olarak ortaya çıktı.</p>
<p>Erkekler güç ve kuvvetin simgesi olarak kasları ile istediklerini elde edebiliyorlardı. Buna karşın kadınların fiziksel gücü yoktu. Onlar, akıllarını kullanarak gücü kontrol etmeyi öğrendiler. Hayatta, özellikle de başlangıçta herşey etki / tepki prensibi ile yürüdüğü için, karşılığını verdikleri müddetçe istediklerini elde edebiliyorlardı. Elbette bunu salt ve sürekli akıl ile çözmek mümkün değil. Sahip oldukları cinselliği etkili bir silah olarak yıllardır kullanıyorlar. Uzun yıllar sonucunda bu “alış-veriş” o kadar kanıksandı ki normalleşmeye başladı. Çirkin ama varlıklı bir erkeğin yanında gördüğümüz son derece güzel bayanlar bu “alış-veriş”in, çıplak olarak bakıldığında anlaşılması güç ve en çarpık görüntülerini ortaya koyarlar. Benzer şekilde cinselliği çok değerli görmeyen (tariflemek doğru değil ama anlaşılabilir olması açısından örnekliyorum) kuzey ülkelerinden gelen ve bu “alış-veriş” ticaretini gerçekleştiren bayanlara, yurdum kadınlarının sert tepkisi, bu değerin ederini düşürmelerinden kaynaklanmaktadır.</p>
<p>Erkekler tüm düşünce ve isteklerini açıkça ifade ederken, kadınlar isteklerini her zaman bir başka kanaldan aktarmayı doğal düşünce sistemi haline getirdiler. Bunun sonucunda kadınların düşünce sistemi her zaman karmaşık ve anlaşılması güç (matematiksel olarak çarpma ve bölme) yoldan çalışırken, erkeklerin düşünce sistemi basit ve düz mantık (matematiksel olarak toplama ve çıkarma) olarak gelişti.</p>
<p>Erkekler avlanma güdülerini halen içlerinde sakladıkları için, iş hayatındaki ve sosyal yaşamındaki ilişkileri avlanma temeline dayanmaktadır.</p>
<p>Birşeyi var ederken çarparak çok hızlı yol alabilen kadınlar, hemcinsleri ile birliktelik kurmakta ve organizasyon oluşturmada sürekli bölünme yaşıyorlar. Sosyal gelişimleri sırasında kendilerine verilen sürekli hemcinsleri ile yarış güdüsü, onları kendi cinslerine karşı son derece açımasız kılıyor olmalı.</p>
<p>Erkekler herhangi bir birliktelikte yavaş hareket ediyor olsalar dahi varoluşta veya yokoluşta kadınlar kadar etkin değiller. Bu nedenle birlik, topluluk ve organizasyon oluşturma ve yürütmede kadınlardan daha başarılı oldukları tarih boyunca görülebilir.</p>
<p>Erkekler dini inançlar çerçevesinde kadının bu yaratıcı ve yokedici vasfını tamamen pasifize etmeye kalkışsalar dahi aslında toplumun temel taşını oluşturan kadının toplum dışına itilmesine ve gelecek nesillerin daha cahil ve pasif bireyler olmasına sebep olmaktadırlar. Bu tür toplumlarda, toplumsal yaşamın dışına itilen kadın, ancak sahip olabildiği bilgi kadarını gelecek nesillere aktarabilmekte, bunda da yeterli olamadığı için giderek cahilleşen, fikri anlamda karanlık nesiller ortaya çıkmaktadır. Ayrıca kadın ve erkeğin farklı ortam ve kültürlerde yetişmeleri toplumda kutuplaşmaya sebep olmakta ve birbirini tanımayan, zevk ve ilgi alanlarını bilmeyen, evlenmek için doğru kişiyi ayırt edebilecek bilgilere sahip olmayan, ancak “üreme zamanı” geldiğinde bir araya gelmek zorunda olan ve yaratıcılıktan ve öğrenmekten uzak, sadece boyun eğen bireyler ortaya çıkartmaktadır.</p>
<p>Sonuçta kadının “yeri geldiğinde” kuralları bozabilen yaratıcılığı ve hızlı var etme gücü, erkeğin organizasyon ve ilişki geliştirme yeteneği ile birleştiğinde çok sağlıklı ve güçlü bir büyüme sağlanabilir. Ama bu dengeyi kurabilecek kadar orantılı eşlerin birbirini tanıyabilme koşulu gerçekleşebilirse&#8230;</p>The post <a href="http://satir.net/kadinlar-ve-erkekler/">Kadınlar ve Erkekler</a> first appeared on <a href="http://satir.net">satir.net</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>http://satir.net/kadinlar-ve-erkekler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Türk Töresi, 33 Buyruk…!</title>
		<link>http://satir.net/turk-toresi-33-buyruk/</link>
					<comments>http://satir.net/turk-toresi-33-buyruk/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[serhat]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 27 Aug 2009 09:25:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diğer]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://satir.net/turk-toresi-33-buyruk/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tengri tek! Gök Tengri'ye dua eden başkasına yalvarmasın! Töre tektir ve kim töreye uyar kutlanır, kıya katlanır! Dirlik ve birlik için töre budur.</p>
The post <a href="http://satir.net/turk-toresi-33-buyruk/">Türk Töresi, 33 Buyruk…!</a> first appeared on <a href="http://satir.net">satir.net</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>1) TENGRİ TEK!</p>



<p>2) HER KİM Kİ GÖK TENGRİ’DEN KUT ALMAK DİLERSE BAŞKASINA YAKARMASIN!</p>



<p>3) BİR İL, BİR KAĞAN, BİR TENGRİ!</p>



<p>4) BİR KINA İKİ KILIÇ GİRMEZ, BİR HATUN İKİ ERKEK ALAMAZ VE BİR BUDUNDA İKİ TÖRE OLMAZ, TÖRE TEKTİR! TÖRE KESİN VE KESKİNDİR! KİM Kİ TÖREYE UYA KUTLANIR, KİM Kİ TÖREYE KIYA KATLANIR!</p>



<p>5) KİMSE TÖREDEN ÜSTÜN DEĞİLDİR! DİRLİK VE BİRLİK İÇİN TÖRE BUDUR.</p>



<p>6) BİR ÇOBAN SÜRÜSÜNDEN, BİR ER AİLESİNDEN, BİR KAĞAN BUDUNUNDAN SORULUR!</p>



<p>7) HER ER EŞİNE, ATINA, PUSATINA SAHİP ÇIKACAK!</p>



<p>ANA BABAYVE ATAYA A HER DAİM TAZİM DURULAK.</p>



<p>9) HISMINA SARILACAK, KOMŞUSUNU GÖZETECEK!</p>



<p>10) ER KİŞİ YALAN SÖYLEMEYECEK!</p>



<p>11) MAL ÇALAN MÜLK ÇALAN MİSLİYLE ÖDEYECEK, HESABI YA MALIYLA YA CANIYLA SORULACAK!</p>



<p>12) KİM Kİ BİR IRZA MUSALLAT OLURSA, YA EVLENECEK YA CANINDAN OLACAK!</p>



<p>13) HER KİM OLURSA OLSUN HAKSIZ, ALDATICI İŞ TUTARSA HESABI HEMEN SORULACAK!</p>



<p>14) CENKTEN BERİ DURAN YA DA KAÇAN TAMUYA UÇACAK!</p>



<p>15) AMAN DİLEYENE KILIÇ ÜŞÜRÜLMEYECEK, SIĞINANA ARKA DÖNÜLMEYECEK.</p>



<p>16) BAŞKALDIRANIN BAŞI ALINACAK! HAK İSTEYENİN HAKKI VERİLECEK!</p>



<p>17) KİMSE KİMSEYE ÜSTÜNLÜK TASLAMAYACAK! NE AK ETİN KARADAN, NE KARANIN KIZILDAN, NE DE KIZILIN SARIDAN FARKI OLMAYACAK!</p>



<p>18) KİN VE GURURDAN UZAK OLUNACAK!</p>



<p>19) MAZLUMA MERHAMET, ZALİME AZAP DUYULACAK!</p>



<p>20) ZAYIFA, YARALIYA, ÇOCUĞA VE KADINA EL KALDIRILMAYACAK!</p>



<p>21) KIZI İSTEYEN KAĞAN DA BEY DE OLSA KIZ İSTEDİĞİNE VERİLECEK!</p>



<p>22) GEREKSİZ YERE AĞAÇ KESMEYECEKSİN, SUYU KİRLETMEYECEKSİN!</p>



<p>23) BİLMEYİP DE BİLDİM DEMEYECEKSİN, BİR BİLENE DANIŞACAKSIN!</p>



<p>24) BUGÜNÜN İŞİNİ, YARINA KOMAYACAKSIN!</p>



<p>25) KUSUR GÖRMEYECEK, KUSUR ARAMAYACAKSIN!</p>



<p>26) YAZGINA ASİ OLMA!</p>



<p>27) GÜÇLÜYKEN AFFET, ZAYIFKEN SABRET!</p>



<p>28) YAPTIĞIN İYİLİĞİ UNUT, YAPILAN İYİLİĞİ UNUTMA!</p>



<p>29) HERKES ADALETLE İŞ GÖRECEK!</p>



<p>30) HER NE EDERSEN ET, YARGILANACAĞINI HER DAİM AKILDA TUT!</p>



<p>31) MİLLETİNE YABAN(VI) KALMA! İPEĞİN İYİSİNE, SÖZÜN GÜZELİNE KANMA! ONLARA BOYANMA!</p>



<p>32) KAĞAN ODUR Kİ ADALETİ ÜSTÜN TUTSUN! TÖREYİ YAŞATSIN! TÖRE YOK OLURSA İL YOK OLUR, İL OLMAZSA BUDUN KUL OLUR!</p>



<p>33) EY TÜRK OĞUZ BEYLERİ, MİLLETİM, İŞİTİN! ÜSTTE MAVİ GÖK ÇÖKMEDİKÇE, ALTTA YAĞIZ YER DELİNMEDİKÇE, SENİN İLİNİ VE TÖRENİ KİM BOZABİLİR. TİTRE VE KENDİNE DÖN!</p>



<p><code>                                                                                              OĞUZ ATA</code></p>



<p></p>The post <a href="http://satir.net/turk-toresi-33-buyruk/">Türk Töresi, 33 Buyruk…!</a> first appeared on <a href="http://satir.net">satir.net</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>http://satir.net/turk-toresi-33-buyruk/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2819</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Değiştirilen Dünya Düzeni</title>
		<link>http://satir.net/degistirilen-dunya-duzeni/</link>
					<comments>http://satir.net/degistirilen-dunya-duzeni/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Serhat]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 May 2005 07:08:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Kurgu]]></category>
		<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://satir.net/wordpress/?p=8</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu makalede siyasetin geleceği ve kültür yozlaşmasının etkileri incelenmektedir. Siyasi liderlerin gölgesinde kalan siyaset, düşünmeyen insanların yönlendirilebilmesine neden oluyor.</p>
The post <a href="http://satir.net/degistirilen-dunya-duzeni/">Değiştirilen Dünya Düzeni</a> first appeared on <a href="http://satir.net">satir.net</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Olmak ya da olmamak.</p>
<p>Binlerce yıl önce Mısır ve Mu medeniyetlerinde insanlar bugünkünden farklı bir yaşam sürmekteydi. Burada idareci bir tabaka toplum üzerinden sınırsız söz sahibiydi. Siyaset kurumu üzerinde yükselen medeniyet ekonomiye egemen ve gerektiğinde el koyacak kadar güçlüydü. Bizler bu medeniyetle yetişen son nesil olduğumuz için son otuz yıldır şiddetle değiştirilen bu dünya düzeni düşünce sistemimize aykırı geliyor. Bu makalenin &#8211; kağıda dökülemediğine göre &#8211; HTML’e aktarılışının temel gerekçesi de budur&#8230;</p>
<p><strong>Siyasetin Bitişi</strong></p>
<p>Bu bugünlerde daha çok tartıştığımız bir konu haline geldi. NATO Amerika merkezli bir organizasyon olarak dünya barışını koruma misyonu ile kurulmuşken, son yıllarda efendisinin dağıttıklarını toparlamaya, temizlemeye çalışan bir hizmetkar havasına büründü. Her ne kadar Genel Sekreteri Kofi Annan bu görünümü yaratmamak için elinden geleni yapsa da sonuç değişmiyor. Önce Afganistan, sonra Irak, şimdi de Lübnan. Kazanan kim? &#8230;</p>
<p>Son yıllarda siyasi yöneticilerin profillerine bakarsanız, giderek düşen bir çizgileri olduğunu açıkça görülmektedir. Eskiden idareye geçen akıllı ve karizmatik siyasi yöneticiler yerine, ağzı laf yapan ama içi boş idareciler yönetimlere getirilmektedir.</p>
<p>Seçmen oylarının satılmakta ve satın alınmakta olması demokrasinin çöküşü anlamına geliyor. Amerika başkanlık seçimlerini hatırlayın.. Florida’da Al Gore ile George Bush arasında kilitlenen başkanlık seçimleri 537 oy ile George Bush’a kazandırıldı. Bu bölgedeki seçmenleri bir araya toplayıp göz kararı ikiye ayırsanız bile bu kadar az fark olmaz, olamaz.</p>
<p>Siyasi liderler, ekonomi liderlerin gölgesinde kalmıştır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kültür Dejenerasyonu / Yozlaşması</strong></p>
<p>Siyasetin kumanda edilebilmesi için öncelikle yapılması gereken olası “yeniden dirilişlerin / uyanışların / çıkışların” engellenmesidir. Bunun yolu da halkın aptallaştırılmasından geçer. Düşünmeyen, yarını olmayan insanlar istendiği şekilde yönlendirilebilir.</p>
<p>Bu siyasi tablonun hayata geçebilmesi için kapsamda düşünen insan yok edilmeli, yerine günlük kaygı ve saplantıları olan bir kitle hazırlanmalıdır. Bunun en aleni ortaya çıkan şekli fanatik spor merakıdır. Bu uğurda hiçbir amacı olmadan birbirine saldıran ve takımının başarı ve yenilgisi tüm hayatını etkileyen kitleler oluşturulmaktadır. Yirmi yıl öncesine bakıldığında futbol fanatiklerinin gerek sayısı gerek eylemleri bu oranda fazla ve şiddetli değildi.</p>
<p>Bugün transfer ücretlerinin astronomik seviyelerde gidiyor olması gençlerin kültürel gelişimden uzaklaşıp bu uğurda top peşinde koşmalarına sebep oluyor.</p>
<p>Aynı şekilde müzik endüstrisi göz kamaştırıcı televizyon şovları ve kanaldan kanala çıkan ama iki lafı bir araya getiremeyen sözde sanatçılarla dolu. Geçmişte sulukulede tef çalanlar bugün en gözde sanatçılar haline dönüştürülüyorlar.</p>
<p>Ülkemizdeki kültür yozlaşması “Arabesk Kültürü” ile verilmiştir. O güne kadar yaptığından utanan cahil ama konumunu bilen insanlar, “Zaten ben ezilmişim”, “Cahilim ama haklıyım” söylemleri ile ülkemizdeki güzel kültürü yok etmiştir. Okumamış olmak insanların tamamlaması gereken bir eksik olarak değil, ezilmesinin gerekçesi olarak ortaya sunuldu.</p>
<p>Yakın zamana kadar “Halk bunları istiyor, istemiyorsanız gidin belgesel izleyin” diyecek kadar ağmaz şovmenlerin ağızlarını “Discovery Channel” ve “National Geographic Channel” çıktıktan sonra bıçak açmaz oldu. Artık tamamı yalan üstüne kurulu bu programların kimler tarafından izlendiği çok daha açık. Önceden yurtdışı ile rekabet edebilen kültürel programlar yapılırdı. Günümüzde hazırlanan bu şovlar tamamen değersizleşti, içleri boşaldı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em>Dijital Ortamın nimetleri</em></p>
<p>İnsanları toplumsal değerlerinden kopartıp bir birey halinde yaşam sürmelerini sağlamak, birlikte hareket etmelerinin önündeki en temel engeldir. Dijital ortam Kültür Dejenerasyonunu sağlamak için birçok nimet sunuyor. Internet çıktığı günden beri “internet meşhurları” oluşturuldu. Sadece internet ile yaşayan insanlar, internet’te web sitesi ile ünlü olanlar, internet zenginleri&#8230;. Bu moda ve popülarite ile yalnız bir hayat süren ve sanal yaşayan insanlar oluşturulmaya başlandı. Bu insanlar sanal dünyada chat yapıyor ve “Second Life” gibi sanal bir dünyada gerçek dünyada yapamadıklarını yapabilen, daha güzel ve daha zengin hayatlar yaşıyorlar. Haberlerini internetten okuyor, yiyeceklerini buradan sipariş ediyorlar.</p>
<p>Buraya kadar olan bölümden enformasyonun yayılmasına karşı olduğum algılanmamalı. Tüm dünyanın bilgi birikiminin paylaştırılması kesinlikle çok faydalı. Zaten bu nokta kadar herhangi bir problem yok. Bunu bir yaşam tarzına dönüştürmek uzun vadede çok büyük zararlar doğmasına sebep olabilir.</p>
<p>Dünyanın büyük bölümü sanallaştıktan sonra, örneğin birgün yeni dünya düzeni politikalarına aykırı bir davranışınız nedeniyle tüm girişleriniz, kredileriniz, ülke hareketleriniz yok edilip, siz bir sanal suçlu ilan edilebilirsiniz. Burada herhangi bir mahkeme yargı vs’de yok. Web sitelerinden suçlu ilan edilmeniz yeterli. Bir anda isminiz dünyanın bilmem kaç sitesinde suçlu listesinde geçiyor olabilir ve bu sizi gerçek suçlu konumuna düşürebilir. Temizlenmesi için gidebileceğiniz herhangi bir makam yok!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em>Medyanın Kullanımı</em></p>
<p>Eskiden İsviçreli bilim adamlarının bizim için uygun gördüklerini uygulardık yaşamımızda. Daha sonra yıllardır Amerika’da yaşayan basın mensupları kanalı ile sürekli sağlık haberleri gönderildi. İlk başlarda gazetelerin arka sayfalarında küçük yer bulan bu sağlık haberleri şimdilerde oradan gönderilen Türk kökenli doktor(lar) sayesinde bir rüzgar’a, bir sansasyona dönüştürülüyor. Türk oldukları için gururumuz da okşanıyor elbette. Dr. X bunlar yenmeli dedi! Ve hatta bakın televizyonda sizlerin gözleri önünde yiyor. Dr. X bunları yapmayın dedi. Sakın yapmayın, sonra erkenden ölürsünüz. Dr. X’in son kitabı çıktı, hala almadınız mı? Almadıysanız siz demode ve “<span style="text-decoration: underline;">OUT</span>” birisiniz. Aldıysanız çağdaş, modern, sağlıklı, kültürlü, uygar bir insansınız. Kitapta yazanları uyguluyor olmanız önemli değil, fikirleri bilin, doğal propagandacısı olun yeter!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kozalar örülmeye başladı</strong></p>
<p>Matrix’i izleyenler hatırlayacaktır, insanlar birer kozanın içinde yaşıyor ve çok güzel bir hayat yaşadıklarını düşünüyorlar. Bu esnada insanları kozada tutan sistem onlara istedikleri hayatları sunuyor. Dönüp yaşadığımız dünyaya baktığımızda 09:00-18:00 arasında mutsuz yaşanan hayatlar sanal yaşamlarda edinilen karakterlerle (Second Life, O’Game oyunları) güzelleştirilmeye çalışılıyor. Saç renginizi beğenmediniz mi? Değiştirin.. Boyunuz mu kısa? Uzatın.. Sevilmeyen veya güçsüz bir kişi halinde mi geldiniz? Kendinizi komple değiştirin ! Aynı kişilerle bu kez farklı biriymiş gübü tanışabilirsiniz.</p>
<p>Bugün bizler facebook’u eski arkadaşlarımızı bulmak için kullanıyoruz. Gelecek nesil için bu ortamlar insanların sanal olarak tanışmalarını ve konuşmalarını sağlayacak. Hatta belki karşınızdaki bir insan bile olmayacak ve sizin bundan haberiniz olmayacak. Sistem sizin hakkınızdaki herşeyi biliyor! Zevklerinizi, hobilerinizi, geçmişinizi, arkadaşlarınızı, inançlarınızı, fikirlerinizi ve hatta “annenizin kızlık soyadını” ?</p>The post <a href="http://satir.net/degistirilen-dunya-duzeni/">Değiştirilen Dünya Düzeni</a> first appeared on <a href="http://satir.net">satir.net</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>http://satir.net/degistirilen-dunya-duzeni/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8</post-id>	</item>
		<item>
		<title>800 Yıl Sonra Görüşmek Üzere</title>
		<link>http://satir.net/800-yil-sonra-gorusmek-uzere/</link>
					<comments>http://satir.net/800-yil-sonra-gorusmek-uzere/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Serhat]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 18 May 2002 05:07:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Kurgu]]></category>
		<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://satir.net/?p=4</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gnome projesinde çalışan bilimadamları, ölümsüzlük üzerinde çalışırken, insanoğlu ciddi toplumsal değişimlerle karşı karşıya kalacak. Bu değişim öncesi toplumun hazırlıklı olması ve bilinçlenmesi önemlidir.</p>
The post <a href="http://satir.net/800-yil-sonra-gorusmek-uzere/">800 Yıl Sonra Görüşmek Üzere</a> first appeared on <a href="http://satir.net">satir.net</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gnome projesinde çalışan bilimadamları, insanların binlerce yıl hayal ettikleri ölümsüzlüğü çözmeye çalışadursunlar, projenin tamamlanması ile birlikte insanoğlu binlerce yıl sürdürdüğü toplumsal yaşamında çok ciddi değişiklikler ile karşı karşıya kalacak. Bu değişim öncesinde yeni yaşam biçiminin oluşturulması ve toplumun buna hazırlanması gerekmektedir. Lakin, toplumda bu yeni yaşam biçimini kaldıramayan bazı insanların yaşamına son vermesi kaçınılmazdır. Değişim öncesi toplum kuruluşlarının bu hazırlıkları tamamlaması ve toplumu bilinçlendirmesi bu sarsıntının hafif atlatılabilmesi için şarttır.</p>
<p>Makalenin bu bölümünde gnome projesi henüz netleşmediği için bazı kabullerde bulunmamız gerekmektedir. İnsanın hücre gelişiminin en üst düzeyi 24 yaş olduğu için gen tedavisi neticesinde insan bedeninin bu yaşın fizyolojisine benzeyeceği ve bu uzatmanın insanı ortalama 800 yıl yaşatacağı varsayalım. Gerçi bu projenin daha ilk yıllarında dahi bu limit çok daha uzayacaktır.</p>
<p><strong>Aile ve Toplum</strong></p>
<p>Köklü düşüncelerin tümü tarih olurken aile olma kavramı yeniden sorgulanacak. 800 yıl aynı insanla paylaşılacak bir şey kalmayacağından yeni bir toplumsal anlayış varolacak. İnsanlar bunca zamandır 80 yıl yaşayacaklarını düşündükleri için daha kolay bir yaşam için hayatlarını karşı cinsten biri ile geçirmenin avantajlarını kullanıyorlardı. Uzun yaşam ile birlikte bu ihtiyaç tamamen ortadan kalkacak, yerine daha gelişmiş hizmet servisleri ortaya çıkacaktır.</p>
<p>Toplum ikiye ayrılacak. Uzun ömürlüler (zenginler ve akıllılar) ve kısa ömürlüler (fakirler). Zeki olup fakir olanlar günümüzdeki eğitim bursuna yakın uzun yaşam desteği hakkı kazanabilecekler.</p>
<p>Kısa ömürlü olanların çoğu 60 yıl gibi kısa sürede bir iş kurabilecek düzeye gelemeyecekleri için mecburen uzun ömürlülerin yanlarında ayak işlerini yürütecekler. Ve hatta neredeyse birer ev bakıcısı gibi yaşayacak, kontrol altında çoğalmalarına devam edecekler.</p>
<p><strong>Din ve İnanç</strong></p>
<p><em>Ölümsüzlük ve Varoluşsal Sorular</em><br />
Eğer ölümsüzlük veya çok uzun ömürler mümkün hale gelirse, bu durum varoluşsal soruları ve dinin yeri hakkındaki görüşleri ciddi şekilde etkileyebilir. Örneğin, reenkarnasyon inancına sahip olan dinler, ölümsüzlüğün ne anlama geldiğini yeniden değerlendirmek zorunda kalabilirler. Aynı şekilde, cennet veya cehennem kavramına sahip dinlerde de bu kavramlar anlamını yitirebilir ya da değişebilir.</p>
<p><em>Ahiret Kavramı</em><br />
Ölümden sonra yaşam ve ahiret kavramları, eğer ölümü aşmayı başarırsak, farklı bir boyut kazanacak. İnsanların ölüm sonrası ne olacağı konusundaki inançlar ve beklentiler değişebilir. Ahirete inanç, belki de farklı bir şekilde ele alınacak; belki de tamamen yitip gidecek.</p>
<p><em>Tanrı ve Yaratılış</em><br />
Bilim insanlarının genetik düzeyde insan yaşamını uzatma kapasitesine ulaşmış olmaları, Tanrı&#8217;nın yaratılışla ilgili teolojik anlayışları da sarsabilir. İnsanın yaratılışıyla bu denli müdahale etme kapasitesi, &#8220;Tanrı&#8217;nın yerine geçmek&#8221; olarak görülebilir ve bu durum dinlerin etik ve doktrinel anlayışını etkileyebilir.</p>
<p><em>Dini Pratikler ve Ritüeller</em><br />
Uzun yaşamlar, dini ritüellerin ve yaşam döngüsü etkinliklerinin (örneğin, evlilik, cenaze, sünnet gibi) anlamını ve uygulanışını da etkileyebilir. Örneğin, ölüm ve yeniden doğuşla ilgili ritüellerin anlamları değişebilir, ya da yıllarca süren evliliklerin yerini farklı türden ilişkiler alabilir.</p>
<p><em>Dini Liderlik ve Otorite</em><br />
Uzun ömürlü dini liderler, teoloji ve doktrin üzerinde daha uzun süreli bir etkiye sahip olabilirler. Bu da dinamikleri değiştirerek, daha konservatif veya daha liberal yönelimlerin belirginleşmesine yol açabilir.</p>
<p><em>Felsefi ve Etik Sorular</em><br />
Ölümsüzlük konusu, dini ve etik açıdan farklı soruları da beraberinde getirecektir. Örneğin, bir yaşamın &#8220;anlamlı&#8221; olup olmadığı, ne zaman sonlandırılması gerektiği gibi konular daha karmaşık hale gelebilir.</p>
<p><em>Küresel ve Kültürel Etkiler</em><br />
Farklı kültür ve dinlerin bu yeni olasılığa nasıl tepki verecekleri, global etkileşimleri ve dini hoşgörüyü de değiştirebilir.</p>
<p>Ölümsüzlük veya uzun yaşamın dini ve inanç sistemleri üzerindeki etkileri, sadece teorik ya da doktrinel değil, aynı zamanda pratik ve toplumsal boyutlarda da kendini gösterecektir.</p>
<p><strong>Suç ve Ceza</strong></p>
<p><em>Ceza Sistemlerinin Yeniden Değerlendirilmesi</em><br />
Eğer insanlar çok uzun süreler yaşayacaklarsa, bu durum, hapis cezalarının ve diğer yaptırımların ne kadar süreyle verileceğini yeniden düşünmeyi gerektirir. Örneğin, ömür boyu hapis cezası, bireylerin yüzlerce yıl yaşayabileceği bir dünyada, daha ağır bir ceza haline gelebilir.</p>
<p><em>Rehabilitasyon ve Düzeltilme</em><br />
Uzun ömürler, rehabilitasyon ve suçluların topluma yeniden kazandırılması için daha fazla zaman ve fırsat sunabilir. Bu, ceza sistemlerinin daha çok rehabilitasyon odaklı hale gelmesini teşvik edebilir.</p>
<p><em>Suçların Evrimi</em><br />
Uzun yaşamlar ve ileri teknoloji, yeni türden suçların ortaya çıkmasına da yol açabilir. Örneğin, dijital yaşam uzatma teknolojilerine yönelik suçlar, kimlik hırsızlığı ya da yaşam uzatma teknolojilerinin yasadışı kullanımı gibi.</p>
<p><em>Ceza Adaleti ve Etik</em><br />
Uzun ömürlü bir toplumda, bir kişinin geçmişte işlediği suçlar ne kadar süreyle onunla ilişkilendirilmeli? Eğer bir birey yüzlerce yıl yaşayacaksa, yıllar önce işlediği bir suç için ne kadar süre boyunca cezalandırılmalı? Bu, etik ve ceza adaleti açısından yeni soruları gündeme getirebilir.</p>
<p><em>Toplumsal Dinamikler ve Stigmatizasyon</em><br />
Uzun yaşam, bir bireyin toplum içinde stigmatize edilmesi veya dışlanması sürecini de etkileyebilir. Örneğin, bir suçlu yüz yıl önce bir suç işlemişse, toplumun bu kişiye olan yaklaşımı zamanla değişebilir.</p>
<p><em>Suçun Ekonomik Boyutları</em><br />
Eğer bir suçlu çok uzun bir süre hapis yatıyorsa, bu durum cezaevi sistemlerine olan mali yükü artırabilir. Aynı şekilde, suçun uzun vadede topluma olan ekonomik etkileri de değişebilir.</p>
<p>Suç ve ceza konusu, insanların ömrünün uzaması durumunda, yalnızca yasal ve etik boyutlarla sınırlı kalmayacak; toplumsal, ekonomik ve hatta psikolojik etkileri de olacaktır.</p>
<p><strong>İş Hayatı ve Emeklilik</strong></p>
<p>Tüm çalışma hayatı insan ömrünün 80 yıl olacağı düşünülerek hazırlanmıştır. Genellikle hayatının ilk 25 yılını eğitim ile geçiren günümüz toplumunda, çalışma süresi 30-40 yıl kadar sürmekte daha sonra emeklilik ile iş hayatı sona ermektedir. Uzun ömürlü yaşamlarda, 30-40 yıl gibi belirlenen aralıklarda, 3-4 yıl kadar sürebilecek uzun dönemli tatiller ve yeniden iş hayatına dönüş söz konusu olacaktır.</p>
<p><em>Kariyer Değişiklikleri</em><br />
Önceki nesillere kıyasla, uzun ömürlerin sağladığı ekstra zaman, bireylerin kariyer değişikliği yapabilmesine veya birden fazla kariyer yolunu takip edebilmesine olanak tanır.</p>
<p><em>Emeklilik Fonları ve Tasarruflar</em><br />
Uzun yaşam süreleri, bireylerin daha fazla finansal kaynağa ihtiyaç duyacağı anlamına gelir. Bu durum, tasarruf oranlarını ve yatırım stratejilerini etkileyebilir.</p>
<p><em>Çalışma Şartları ve Esneklik</em><br />
Yaşın ilerlemesiyle birlikte fiziksel ve zihinsel kapasitenin değişmesi, işverenlerin çalışma şartlarını ve esneklik imkanlarını gözden geçirmelerini gerektirebilir.</p>
<p><em>Mesleki Eğitim ve Gelişim</em><br />
Uzun bir kariyer sürecinde, mesleki eğitim ve gelişim sürekli hale gelebilir. İnsanlar, rekabetçi kalmak ve sektörlerinde güncel olmak için düzenli olarak eğitim alabilirler.</p>
<p><em>Çalışma Sonrası Yaşam ve Aktiviteler</em><br />
Emeklilik döneminin uzaması, emeklilik sonrası için de yeni yaşam planları yapmayı gerektirir. Örneğin, gönüllü çalışmalar veya hobi olarak sürdürülebilecek projeler gibi.</p>
<p><em>Hukuki ve Sosyal Düzenlemeler</em><br />
Emeklilik yaşının yükseltilmesi veya emeklilikle ilgili diğer sosyal güvence düzenlemeleri, politika yapıcılar tarafından yeniden değerlendirilebilir.</p>
<p><em>Sağlık Sigortası ve Tıbbi Giderler</em><br />
Uzun yaşam süreleri, özellikle kronik hastalıkların yönetilmesi açısından tıbbi giderlerin artabileceği anlamına gelir. Bu durum, sağlık sigortası primlerini ve bireylerin bu tür giderler için yapması gereken tasarrufları etkileyebilir.</p>
<p><em>İşyeri Demografisi ve Kültürel Faktörler</em><br />
Farklı yaş gruplarının bir arada çalışması, işyeri kültüründe ve iş ilişkilerinde farklı dinamiklerin oluşmasına neden olabilir. Örneğin, farklı jenerasyonların bir arada çalışması, çeşitli yaş grupları arasında bilgi ve deneyim paylaşımını teşvik edebilir.</p>
<p><strong>Doğum ve Ölüm</strong></p>
<p>Sağlıklı insanların 30 yaşına kadar normal doğum yapabilecekleri bir durumda uzun ömürlü insanların doğum ihtiyacı ve beklentisi çok geç olacaktır. Anne babalık belki 700 yaşlarında düşünülmeye başlayacak ve hatta bu zamana kadar doğal doğum ihtiyacı bile ortadan kalkacaktır.</p>
<p><em>Doğum Oranları ve Planlama</em><br />
Uzun ömürler, aile planlamasını ve doğum oranlarını etkileyebilir. Örneğin, daha uzun bir yaşam süreci, bireylerin çocuk sahibi olma zamanını ertelemelerine veya daha az sayıda çocuk sahibi olmalarına neden olabilir.</p>
<p><em>Jenerasyonlar Arası Etkileşim</em><br />
Uzun yaşam süreleri sayesinde, bir aile içinde birden fazla jenerasyonun bir arada yaşaması daha olası hale gelir. Bu durum, aile dinamiklerini ve jenerasyonlar arası ilişkileri etkileyebilir.</p>
<p><em>Ölüm ve Yas Süreci</em><br />
Günümüzde 800 yaşına gelmiş ağaçlara dahi büyük saygı gösterilirken bu yaşa gelmiş insanlar büyük bir değer olarak kabul edilecek, ileri yaşlarda yaşamını yitiren insanların ölümü büyük bir değerin kaybı olarak kabul edilecektir.</p>
<p><em>Mezarlık ve Anma Kültürü</em><br />
Uzun yaşam süreleri, mezarlık alanlarının ve anma törenlerinin planlanmasında da değişikliklere yol açabilir. Mevcut alanlar yetersiz hale gelebilir ya da anma ritüelleri evrilebilir.</p>
<p><em>Sağlık ve Ölüm Nedenleri</em><br />
Uzun yaşam süreleri genellikle daha iyi sağlık koşulları anlamına gelir, ancak bu da yaşlanmaya bağlı hastalıkların daha fazla görülmesi gibi sonuçlar doğurabilir. Ölüm nedenlerinin dağılımı da değişebilir.</p>
<p><em>Yaşamın Son Dönemi ve Etik Konular</em><br />
Uzun ömürler, yaşamın son dönemine ilişkin etik ve toplumsal soruları da beraberinde getirebilir. Örneğin, yaşamın uzaması ile birlikte yaşam kalitesi, yaşlı bakımı, tıbbi müdahaleler ve yaşamın sonlandırılması gibi konular daha fazla tartışma yaratabilir.</p>
<p><em>Doğum ve Ölüm Kayıtları</em><br />
Uzun ömürler, doğum ve ölüm kayıtlarının tutulma şeklini etkileyebilir. Örneğin, uzun yaşam süreleri nüfus istatistiklerini değiştireceğinden, bu tür verilerin toplanması ve analizi için yeni metodolojiler gerekebilir.</p>
<p><strong>Eğitim</strong></p>
<p>İnsanlar hayata hazırlanırken önce eğitimlerini tamamlamakta daha sonra bu birikimlerini hayatlarının sonuna kadar harcamaktalar. Oysa ömrün bu denli uzun olduğu şartlarda dönem dönem ve sürekli eğitimlerin günümüz klasik eğitim sisteminin yerini alması kaçınılmaz olacaktır.</p>
<p><em>Yaşam Boyu Öğrenme</em><br />
Uzun yaşam süreleri, bireylerin farklı dönemlerde yeni beceriler ve bilgiler edinmesini daha önemli hale getirir. Yaşam boyu öğrenme, kariyerin farklı aşamalarında veya emeklilik döneminde dahi devam edebilir.</p>
<p><em>Eğitim Yatırımları</em><br />
Daha uzun bir yaşam, bireylerin eğitimlerine daha fazla zaman ve kaynak ayırabilecekleri anlamına gelebilir. Bu durum, uzmanlık alanlarında daha derin bilgilere sahip olmalarını sağlayabilir.</p>
<p><em>Teknolojik Uyum</em><br />
Uzun bir yaşam süreci, teknolojinin hızlı değişimine uyum sağlamayı da gerektirir. Eğitim sistemleri, teknolojik becerilerin öğretileceği programlar ve kurslar oluşturabilir.</p>
<p><em>Kariyer Planlaması ve Eğitim</em><br />
Uzun yaşam süreleri, kariyer planlamasını daha karmaşık hale getirebilir. Bu durumda, eğitim programları ve rehberlik hizmetleri, bireylerin uzun vadeli kariyer hedefleri doğrultusunda yönlendirilmesi için kritik olabilir.</p>
<p><em>Öğrenme Metodolojileri</em><br />
Farklı yaş grupları farklı öğrenme metodolojileri gerektirebilir. Örneğin, yetişkin eğitimi için tasarlanmış programlar veya online kurslar gibi farklı öğrenme platformları önem kazanabilir.</p>
<p><em>Toplumsal ve Kültürel Faktörler</em><br />
Uzun yaşam süreleri, toplumun eğitime bakış açısını da değiştirebilir. Örneğin, yaşlı bireylerin eğitime katılımı daha fazla teşvik edilebilir veya farklı yaş grupları arasında mentorluk programları oluşturulabilir.</p>
<p><em>Finansal Planlama ve Burslar</em><br />
Eğitimin finansal yükü, özellikle uzun bir yaşam süresi boyunca birden fazla kez eğitim alınacaksa, artabilir. Bu durum, burs ve finansal yardım programlarının tasarımını etkileyebilir.</p>
<p><em>Eğitim Politikaları</em><br />
Uzun yaşam süreleri, eğitim politikalarının gözden geçirilmesini gerektirebilir. Örneğin, emeklilik yaşı yükseldikçe, yetişkin eğitim programlarına daha fazla yatırım yapılabilir.</p>
<p><strong>Sağlık</strong></p>
<p>İlerleyen yaşlarda insanların ihtiyaç duydukları gerdirme operasyonlarına kuşkusuz ihtiyaç kalmayacak. Kısacık ömürlerimizde burun, göğüs estetikleri katlanması güç operasyonlar iken uzun yaşam standartlarında bu tür estetik operasyonlar günümüzdekinden daha fazla ilgi görecek. Hastalıkların tedavisinde gen mühendisliği tıp ile iç içe girecek ve bu konuda başarılı olan uzmanlar çok yüksek bedellerle insan sağlığını koruyacaklar. Tedaviler hastalık öncesinde gen değişikleri ile erkenden önlenecek. Organ yedeklenmesi bugün ihtiyaç duyduğumuzdan çok daha yoğun gerekli olacağı için suni organ üretimi kesinlikle yapılacak.</p>
<p><strong>Moda</strong></p>
<p>Moda yaşam döngüsü içinde insanlara yeni tarzlar sunma misyonu ile hareket eder. Doğal olarak günümüz stilistleri, 15-20 yıl kendisini takip eden müşteri kitlesine 30 yılda bir kendini tekrarlayan modeller sunuyorlar. Gelecekte en azından 700 yıl aktif modayı takip eden, 26-30 yaş ortalamasında bir müşteri kitlesine sahip olacaklar. Bu durum da yeni stillerin ortaya çıkmasını sağlayacak, dünyada çeşitlilik günümüzdekinden çok daha fazla artacak.</p>
<p><strong>Bilim ve Teknoloji</strong></p>
<p>İnsan ömrü 40 yıl çalışma üzerine kurulu ve zihinsel üretim 10-15 yıl iken bu süre 700 yıla karşılık 500 sene zihinsel üretim haline gelince ilerleme hızı bugüne oranla çok daha yüksek olacaktır. Bugün insan ömrünün yetmeyeceğini düşündüğümüz mesafelere uzay araçları göndermek mümkün olacak, uzay bilimi bugün hayal edebileceğinizden çok daha ileri bir noktaya gelecektir. Kolonileşme bugün için uzak bir hayal iken ömürlerin uzatıldığı yıllarda belki de yaşam stilinin bir parçası olacak.</p>
<p><strong>Yeni Çağda Yaşam</strong></p>
<p>Gelecek planları ve hedefler elbette çok değişecek. Bugün bizim için büyük ve uzun vadeli planlar kısa sürede elde edilebilir hedef olacak. İnsanların hedefleri bugün için bir ev sahibi olmak iken, böylesine uzun bir yaşam sürecinde uzayda tatil yapmak çok zenginlerin ideallerinden çıkıp günümüz ekstrem sporlarının yerini alacak.</p>The post <a href="http://satir.net/800-yil-sonra-gorusmek-uzere/">800 Yıl Sonra Görüşmek Üzere</a> first appeared on <a href="http://satir.net">satir.net</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>http://satir.net/800-yil-sonra-gorusmek-uzere/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Şarap ve Kuran / Nahl Sûresi</title>
		<link>http://satir.net/sarap-ve-kuran-nahl-suresi/</link>
					<comments>http://satir.net/sarap-ve-kuran-nahl-suresi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[serhat]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 24 Jun 2000 07:31:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diğer]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://satir.net/wordpress/?p=306</guid>

					<description><![CDATA[<p>Alıntı : Muzaffer&#8217;in Seçtikleri Rabbim sen ne büyüksün&#8230; Kuran&#8217;da yazılı mucizeyi bilim 2006&#8217;da keşfetti!.. Aslında bu iki yazıyı ard arda okumam da bir mucizevi tesadüf müydü, acaba?&#8230; Fikret Otyam&#8217;dan gelen faksı okudum önce&#8230; Yaşamdan Dakikalar ekibi ile Antalya&#8217;ya gidecektik ertesi sabah&#8230; Koca Otyam bizi Geyik Dağı’ndaki evine davet ediyordu&#8230; “Muhabbet hitamında dağa çıkmanızı ve billur [&#8230;]</p>
The post <a href="http://satir.net/sarap-ve-kuran-nahl-suresi/">Şarap ve Kuran / Nahl Sûresi</a> first appeared on <a href="http://satir.net">satir.net</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.gaziantephaberler.com/muzafferin-sectikleri@sarap-ve-kurannahl-suresi-yazisi-4266.html">Alıntı :</a></p>
<p>Muzaffer&#8217;in Seçtikleri<br />
Rabbim sen ne büyüksün&#8230;<br />
Kuran&#8217;da yazılı mucizeyi bilim 2006&#8217;da keşfetti!..<br />
Aslında bu iki yazıyı ard arda okumam da bir mucizevi tesadüf müydü, acaba?&#8230;</p>
<p>Fikret Otyam&#8217;dan gelen faksı okudum önce&#8230; Yaşamdan Dakikalar ekibi ile Antalya&#8217;ya gidecektik ertesi sabah&#8230; Koca Otyam bizi Geyik Dağı’ndaki evine davet ediyordu&#8230; “Muhabbet hitamında dağa çıkmanızı ve billur sular eşliğinde cennet demi şarap ve dahi üzüm suyundan mamul dem alalım o dem ki, Kuran-ı Kerim&#8217;in Nahl Suresi 67&#8217;inci ayetinde aynen şöyledir:</p>
<p>&#8220;Hurmalıkların meyvelerinden, üzümlerden de sarhoş edici bir içecek ve güzel bir rızık elde edersiniz. İşte bunda, aklını işleten bir topluluk için kesin bir mucize vardır.&#8221; (Çeviri: Prof. Yaşar Nuri Öztürk)</p>
<p>Fikret Ağabey 65 yıldır demlenir bilirim&#8230; &#8216;Şaka yapmış olmalı&#8217; dedim&#8230; Evde çeşitli Kuran mealleri var. Açtım&#8230; Yaşar Nuri Hoca aynen böyle çevirmiş&#8230;</p>
<p>Elmalılı Hamdi Hoca’nın meali de üç aşağı beş yukarı böyle&#8230; Üzümlerden sarhoş edici bir içecek.. Aklını işleten toplum için &#8216;kesin&#8217; bir mucize&#8230;</p>
<p>* * * * *</p>
<p>Uzandım divana her günkü gibi, gazeteleri okuyacağım&#8230; En üstte Herald Tribune var&#8230; Bir başlık hemen dikkatimi çekti&#8230;</p>
<p>&#8216;Şaraptaki madde bol kalorili yemeklerin kötü etkilerini önlüyor..&#8217;</p>
<p>Bir nefeste okudum yazıyı&#8230;<br />
Harvard Tıp Okulu ve Amerikan Ulusal Yaşlanma Enstitüsü araştırmacıları, kırmızı şarapta bulunan resveratrol denen doğal maddenin zengin kalorili ve bol yağlı yemeklerin kötü etkilerini yok ettiğini ve ömrü uzattığını keşfetmişler.</p>
<p>Habere göre&#8230;<br />
Her gün düzenli alınan resveratrol, son yıllarda hızla artan obezite/şişmanlık kaynaklı rahatsızlıklar, hatta ölümlerin çaresi oluyor. Resveratrol üzümün kabuğunda, dolayısı ile kırmızı şarapta bulunan bir madde ve bu madde, ünlü bilim dünyasında &#8216;Fransız Paradoksu&#8217; diye bilinen çelişkinin büyük anlamda çözümü… Fransızlar dünyanın en zengin ve en yağlı yemeklerini yiyen millet oldukları halde, Amerikalılara göre çok daha az kalp hastalıklarına yakalanıyorlar.</p>
<p>Neden?&#8230;</p>
<p>İşte bundan&#8230; Her yemekte içtikleri kırmızı şaraptaki resveratrol, bol yağlı, bol kalorili yemeklerinin kötü etkisini yok ediyor. Araştırmacılar bir gurup deney faresini, yüzde 60&#8217;ı yağlardan oluşan bir diyetle beslediler. Fareler, fare türü için orta yaş demek olan, bir yaşındaydılar. Beklendiği gibi fareler bir süre sonra şeker hastası oldular, karaciğerleri büyüdü ve standart beslenen farelere göre daha erken ölmeye başladılar. Bir başka grup fare de aynı diyetle beslendiler, ama onlara ayni zamanda büyük dozlarda resveratrol verildi.. Bu fareler de normalin üstünde şişmanladılar. Ne var ki bunların kan şekerlerinde ve insilün üretimlerinde değişme olmadı. Şeker hastası olmadılar. Karaciğerleri büyümedi. En önemlisi şaraptaki bu madde farelerin hayatını çok keskin bir şekilde uzattı. Resveratrol alan fareler, normal beslenen ve normal yaşam süren farelerden de daha uzun yaşadılar.</p>
<p>Yani&#8230;<br />
Bu fareler, sağlıklarından hiçbir bedel ödemeden, en sevdikleri, en güzel, en lezzetli, en yağlı yemekleri istedikleri kadar yediler Üstelik normal beslenen farelere göre daha uzun yaşadılar.</p>
<p>Araştırmacılar resveratrolun farelerin fiziksel yaşam kalitelerine nasıl etki ettiğine de baktılar. Farelerin denge ve fiziksel gücünü deneyen bir test var. Dönen bir çubuk üzerinde düşmeden yürüme süreleri ölçülüyor. Resveratrol alan fareler yaşlandıkça daha başarılı olmaya başladılar ve normal beslenen genç farelerle aynı formu muhafaza ettiler.</p>
<p>Merak edip başka kaynaklara daldım… Kırmızı şaraptaki bu doğal madde, sadece ömrü uzatmakla kalmıyor&#8230; Kansere karşı, Virüs hastalıklarına karşı, Ateşli, iltihaplı hastalıklara karşı, Sinirlerin ve sinir sisteminin muhafızı&#8230; Yani her derde deva tam bir mucize madde bu&#8230; Bu konulardaki çalışmalar da hızla devam ediyor. Uzmanlar farelerden alınan sonuçların insanlar için de geçerli olacağını düşünüyorlar&#8230; Ama şimdilik aşılması gereken çok şey var&#8230; Bir defa doz&#8230; Kırmızı şarabın litresinde 1,5 ile 3 miligram resveratrol var. Farelerle aynı etki için normal kiloda bir insanin günde 10 ile 20 şişe arası şarap içmesi lazım. Bu kadar fazla alkol alındığında resveratrolun etkisi ne olur, bilinmiyor&#8230;</p>
<p>Benim bildiğim, Nahl suresinin 67&#8217;inci ayetinde haber verilen &#8220;Kesin mucize&#8221;nin &#8220;Aklını işleten topluluk&#8221; tarafından nihayet keşfedildiği&#8230; Bu mucizeyi çözmek için 2006 yılını bekleyen bilim, resvetrol hapını da herhalde kısa zamanda gerçekleştirir&#8230;</p>
<p>İnsanlar yüzyıllardan beri şarap kadehlerini tokuştururken boşuna &#8216;Sağlığınıza&#8217; demiyorlarmış… Gerçekten sağlıklarına içiyorlarmış meğer!..<br />
Şarap severlere sevgi ve saygılar&#8230;</p>
<p>Aydın Yılmaz</p>
<p>* * *<br />
Benden Muhammed Mustafa&#8217;ya saygı ve selam:<br />
Deyin ki, hoş görünürse, bir şey soracak Hayyam:<br />
Neden Yüce Efendimizin buyruklarında<br />
Ekşi ayran helal da güzelim şarap haram?<br />
* * *<br />
Benden Hayyam&#8217; a selam söyleyin demiş peygamber;<br />
Sözlerimi yanlış anlamışsa çiylik eder:<br />
Ben şarabı herkese haram etmiş değilim ki<br />
Hamlara haramdır, doğru, ama olgunlar içer.</p>
<p>Nahl / 67</p>
<p>Arapça Metin&nbsp; وَمِنْ ثَمَرَاتِ النَّخِيلِ وَالْأَعْنَابِ تَتَّخِذُونَ مِنْهُ سَكَرًا وَرِزْقًا حَسَنًا ۗ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَآيَةً لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ<br />
Türkçe Transcript(*)&nbsp; Vemin śemerâti-nnaḣîli vel-a’nâbi tetteḣiżûne minhu sekeran verizkan hasenâ(en)(k) inne fî żâlike leâyeten likavmin ya’kilûn(e)<br />
Abdülbaki Gölpınarlı&nbsp; Hurma ağacının meyveleriyle üzümlerden de şarap yaparsınız, güzel bir rızk elde edersiniz; şüphe yok ki bunda da akıl eden topluluğa bir delil var.<br />
Ali Bulaç Meali&nbsp; Hurmalıkların ve üzümlüklerin meyvelerinden kurdukları çardaklarda hem sarhoşluk verici içki, hem güzel bir rızık edinmektesiniz. Şüphesiz aklını kullanabilen bir topluluk için, gerçekten bunda bir ayet vardır.<br />
Ahmet Varol Meali&nbsp; Hurma ve üzüm meyvalarından da sarhoş edici içki ve güzel rızık edinirsiniz. Şüphesiz bunda akıl eden topluluk için ayet vardır.<br />
Ahmet Tekin&nbsp; Hurma meyvelerinden ve üzümlerden hem içki imal eder, hem de güzel gıdalar elde edersiniz. İşte bunlarda da ilimle ve tecrübeyle gelişmeye devam eden, aklını faydalı kullanabilen toplumlar için Allah’ın varlığını ve birliğini ispatlayan deliller, birçok konunun çözümüne, keşfine işaretler vardır.<br />
Ali Fikri Yavuz&nbsp; Hurma ve üzüm ağaçlarının meyvalarından da içki ve güzel bir rızık edinirsiniz. Muhakkak ki bunda aklı olup düşünen bir topluluk için (Allah’ın kudretine delâlet eden) bir alâmet var&#8230; (Bu âyet-i kerime içki haram kılınmadan önce Mekke’de nâzil olmuştur.)<br />
Diyanet İşleri Meali(Eski)&nbsp; Hurma ağaçlarının meyvelerinden ve üzümlerden şerbet, şıra (içecek) ve güzel rızık elde edersiniz. Düşünen millet için bunda ibret vardır.<br />
Diyanet İşleri Meali(Yeni)&nbsp; Hurma ağaçlarının meyvelerinden ve üzümlerden hem içki, hem de güzel bir rızık edinirsiniz. Elbette bunda aklını kullanan bir toplum için bir ibret vardır.<br />
Diyanet Vakfı Meali&nbsp; Hurma ve üzüm gibi meyvelerden hem içki hem de güzel gıdalar edinirsiniz. İşte bunlarda da aklını kullanan kimseler için büyük bir ibret vardır. *<br />
Edip Yüksel Meali&nbsp; Ve hurma ağaçlarının meyvelerinden, üzümlerden hem sarhoş edici içkiler ve hem de güzel bir rızık elde edersiniz. Akleden bir toplum için bunda bir işaret vardır. *<br />
Elmalılı Hamdi Yazır&nbsp; Hurma ve üzüm ağaçlarının meyvalarından da hem içki, hem de güzel gıdalar edinirsiniz. Şüphesiz ki bunda aklını kullanan kimseler için büyük bir ibret vardır.<br />
Elmalılı Meali (Orjinal)&nbsp; Hurmalıkların ve üzümlüklerin meyvalarından da, bundan hem bir müskir çıkarırsınız hem de bir güzel rızık, her halde bunda aklı olan bir kavm için elbet bir âyet var<br />
Hasan Basri Çantay&nbsp; Hurma ağaçlarının meyvesinden ve üzümlerden de içki ve güzel bir rızk edinirsiniz, işte bunda da aklını kullanacak bir kavm için hiç şübhesiz bir âyet vardır.<br />
Hayrat Neşriyat Meali&nbsp; Hurma ağaçlarının meyvelerinden ve üzümlerden de (istifâde ediyorsunuz); ondan hem sarhoş edici bir içki, hem de güzel bir rızık elde ediyorsunuz. Şübhe yok ki bunda (aynı şeyde, güzel ve çirkin birer yol bulunmasında) akıl erdiren bir kavim için kat‘î bir delil vardır.(1) *<br />
Ömer Nasuhi Bilmen&nbsp; Ve hurma ağaçlarının meyvelerinden ve üzümlerden bir müskir ve bir güzel rızk ittihaz edersiniz. Muhakkak ki, bunda da âkilâne düşünür bir kavim için elbette bir ibret vardır.<br />
Muhammed Esed&nbsp; Ve hurma ağaçlarının ve asmaların ürününden hem sarhoş edici içkiler, hem de güzel, temiz rızıklar elde edersiniz: işte bunda da, aklını kullanan kimseler için bir ders vardır! 76<br />
Suat Yıldırım&nbsp; Hurma ve üzümden hem sarhoşluk veren içki, hem de güzel gıdalar elde edersiniz.Şüphesiz bunda aklını çalıştıran kimseler için alacak ibret vardır. *<br />
Süleyman Ateş Meali&nbsp; Hurma ağaçlarının meyvalarından ve üzümlerden de sarhoşluk ve güzel rızık elde edersiniz. Şüphesiz bunda aklını kullanan bir toplum için ibret vardır.<br />
Şaban Piriş Meali&nbsp; Hurma ve üzüm ürünlerinden de bir sarhoşluk verici bir de güzel rızık elde edersiniz. İşte bunda da aklını kullanan bir toplum için bir işaret vardır.<br />
Ümit Şimşek Meali&nbsp; Hurmanın meyvesiyle üzümden de hem sarhoş edici bir içki yapar, hem de güzel bir rızık edinirsiniz.(11) Akıl eden bir topluluk için bunda bir âyet vardır.(12) *<br />
Yaşar Nuri Öztürk&nbsp; Hurmalıkların meyvalarından, üzümlerden de sarhoş edici bir içecek ve güzel bir rızık elde edersiniz. İşte bunda, aklını işleten bir topluluk için kesin bir mucize vardır.<br />
Yusuf Ali (English)&nbsp; And from the fruit of the date-palm and the vine, ye get out(2096) drink and wholesome food: behold, in this also is a sign for those who are wise. *<br />
M. Pickthall (English)&nbsp; And of the fruits of the date palm, and grapes, whence ye derive strong drink and (also) good nourishment. Lo! therein, is indeed a portent for people who have sense.</p>
<p>Kuran-ı Kerim » 16 / NAHL &#8211; 67</p>
<p>&#8220;NAHL suresi, 67. ayeti&#8221; tefsiri<br />
وَمِن ثَمَرَاتِ النَّخِيلِ وَالأَعْنَابِ تَتَّخِذُونَ مِنْهُ سَكَرًا وَرِزْقًا حَسَنًا إِنَّ فِي ذَلِكَ لآيَةً لِّقَوْمٍ يَعْقِلُونَ<br />
Ve min semerâtin nahîli vel a’nâbi tettehîzûne minhu sekeren ve rızkan hasenâ(hasenen), inne fî zâlike le âyeten li kavmin ya’kılûn(ya’kılûne).<br />
1. ve min semerâtin : ve meyvelerden<br />
2. en nahîli : hurma ağaçları<br />
3. ve el a&#8217;nâbi : ve üzüm, bağlar<br />
4. tettehîzûne : edinirsiniz, yaparsınız<br />
5. min-hu : ondan<br />
6. sekeren : seker, hurma şerbeti, üzüm suyu, şıra<br />
7. ve rızkan : ve bir rızık<br />
8. hasenen : güzel<br />
9. inne : muhakkak<br />
10. fî zâlike : bunda vardır<br />
11. le âyeten : bir âyet<br />
12. li kavmin : bir kavim için<br />
13. ya&#8217;kılûne : akıl edenler<br />
İmam İskender Ali Mihr&nbsp; : Hurma ve üzümden, şeker (hurma şerbeti, üzüm suyu, şıra) ve güzel bir rızık edinirsiniz. Muhakkak ki bunda, akıl eden bir kavim için elbette bir âyet vardır.<br />
Diyanet İşleri : Hurma ağaçlarının meyvelerinden ve üzümlerden hem içki, hem de güzel bir rızık edinirsiniz. Elbette bunda aklını kullanan bir toplum için bir ibret vardır.<br />
Abdulbaki Gölpınarlı : Hurma ağacının meyveleriyle üzümlerden de şarap yaparsınız, güzel bir rızk elde edersiniz; şüphe yok ki bunda da akıl eden topluluğa bir delil var.<br />
Adem Uğur : Hurma ve üzüm gibi meyvelerden hem içki hem de güzel gıdalar edinirsiniz. İşte bunlarda da aklını kullanan kimseler için büyük bir ibret vardır.<br />
Ahmed Hulusi : Hurma ağaçlarının meyvelerinden ve üzümlerden hem sarhoşluk veren içecekler hem de güzel bir gıda edinirsiniz. . . Bu olayda da aklını kullananlar için bir ibret vardır.<br />
Ahmet Tekin : Hurma meyvelerinden ve üzümlerden hem içki imal eder, hem de güzel gıdalar elde edersiniz. İşte bunlarda da ilimle ve tecrübeyle gelişmeye devam eden, aklını faydalı kullanabilen toplumlar için Allah’ın varlığını ve birliğini ispatlayan deliller, birçok konunun çözümüne, keşfine işaretler vardır.<br />
Ahmet Varol : Hurma ve üzüm meyvalarından da sarhoş edici içki ve güzel rızık edinirsiniz. Şüphesiz bunda akıl eden topluluk için ayet vardır.<br />
Ali Bulaç : Hurmalıkların ve üzümlüklerin meyvelerinden kurdukları çardaklarda hem sarhoşluk verici içki, hem güzel bir rızık edinmektesiniz. Şüphesiz aklını kullanabilen bir topluluk için, gerçekten bunda bir ayet vardır.<br />
Ali Fikri Yavuz : Hurma ve üzüm ağaçlarının meyvalarından da içki ve güzel bir rızık edinirsiniz. Muhakkak ki bunda aklı olup düşünen bir topluluk için (Allah’ın kudretine delâlet eden) bir alâmet var&#8230; (Bu âyet-i kerime içki haram kılınmadan önce Mekke’de nâzil olmuştur.)<br />
Bekir Sadak : Hurma agaclarinin meyvelerinden ve uzumlerden serbet, sira ve guzel rizik elde edersiniz. Dusunen millet icin bunda ibret vardir.<br />
Celal Yıldırım : Hurma ağaçlarının meyvelerinden ve üzümlerden sarhoşluk veren içki ve güzel rızık edinirsiniz. Şüphesiz bunda aklını kullanan bir millet için ibret, öğüt ve belge vardır.<br />
Diyanet İşleri (eski) : Hurma ağaçlarının meyvelerinden ve üzümlerden şerbet, şıra (içecek) ve güzel rızık elde edersiniz. Düşünen millet için bunda ibret vardır.<br />
Diyanet Vakfi : Hurma ve üzüm gibi meyvelerden hem içki hem de güzel gıdalar edinirsiniz. İşte bunlarda da aklını kullanan kimseler için büyük bir ibret vardır.<br />
Edip Yüksel : Ve hurma ağaçlarının meyvelerinden, üzümlerden hem sarhoş edici içkiler ve hem de güzel bir rızık elde edersiniz. Akleden bir toplum için bunda bir işaret vardır.<br />
Elmalılı Hamdi Yazır : Hurmalıkların ve üzümlüklerin meyvalarından da, bundan hem bir müskir çıkarırsınız hem de bir güzel rızık, her halde bunda aklı olan bir kavm için elbet bir âyet var<br />
Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Hurma ve üzüm ağaçlarının meyvelerinden de hem içki, hem de güzel bir yiyecek çıkarırsınız. Şüphesiz ki, bunda aklını kullanan bir topluluk için kesin bir ibret vardır.<br />
Elmalılı (sadeleştirilmiş &#8211; 2) : Hurma ve üzüm ağaçlarının meyvalarından da hem içki, hem de güzel gıdalar edinirsiniz. Şüphesiz ki bunda aklını kullanan kimseler için büyük bir ibret vardır.<br />
Fizilal-il Kuran : Hurma ağaçlarının meyvaları ile üzümlerden içki ve yararlı besin elde edersiniz. Düşünenler için bunda ibret dersi vardır.<br />
Gültekin Onan : Hurmalıkların ve üzümlüklerin meyvelerinden kurdukları çardaklarda hem sarhoşluk verici içki, hem güzel bir rızık edinmektesiniz. Şüphesiz akleden bir topluluk için gerçekten bunda bir ayet vardır.<br />
Hasan Basri Çantay : Hurma ağaçlarının meyvesinden ve üzümlerden de içki ve güzel bir rızk edinirsiniz, işte bunda da aklını kullanacak bir kavm için hiç şübhesiz bir âyet vardır.<br />
Hayrat Neşriyat : Hurma ağaçlarının meyvelerinden ve üzümlerden de (istifâde ediyorsunuz); ondan hem sarhoş edici bir içki, hem de güzel bir rızık elde ediyorsunuz. Şübhe yok ki bunda (aynı şeyde, güzel ve çirkin birer yol bulunmasında) akıl erdiren bir kavim için kat&#8217;î bir delil vardır.<br />
İbni Kesir : Hurma ağaçlarının meyvelerinden ve üzümlerden; şerbet, şıra ve güzel rızık elde edersiniz. Akleden bir kavim için bunda bir ayet vardır.<br />
Muhammed Esed : Ve hurma ağaçlarının ve asmaların ürününden hem sarhoş edici içkiler, hem de güzel, temiz rızıklar elde edersiniz: işte bunda da, aklını kullanan kimseler için bir ders vardır!<br />
Ömer Nasuhi Bilmen : Ve hurma ağaçlarının meyvelerinden ve üzümlerden bir müskir ve bir güzel rızk ittihaz edersiniz. Muhakkak ki, bunda da âkilâne düşünür bir kavim için elbette bir ibret vardır.<br />
Ömer Öngüt : Hurma ve üzüm gibi meyvelerden hem içki hem de güzel gıdalar edinirsiniz. Şüphesiz ki bunda aklını kullanan bir topluluk için bir âyet (ibret) vardır.<br />
Şaban Piriş : Hurma ve üzüm ürünlerinden de bir sarhoşluk verici bir de güzel rızık elde edersiniz. İşte bunda da aklını kullanan bir toplum için bir işaret vardır.<br />
Suat Yıldırım : Hurma ve üzümden hem sarhoşluk veren içki, hem de güzel gıdalar elde edersiniz.Şüphesiz bunda aklını çalıştıran kimseler için alacak ibret vardır.<br />
Süleyman Ateş : Hurma ağaçlarının meyvalarından ve üzümlerden de sarhoşluk ve güzel rızık elde edersiniz. Şüphesiz bunda aklını kullanan bir toplum için ibret vardır.<br />
Tefhim-ul Kuran : Hurmalıkların ve üzümlüklerin meyvelerinden kurdukları çardaklarda hem sarhoşluk verici içki, hem güzel bir rızık edinmektesiniz. Şüphesiz aklını kullanabilen bir topluluk için, gerçekten bunda bir ayet vardır.<br />
Ümit Şimşek : Hurmanın meyvesiyle üzümden de hem sarhoş edici bir içki yapar, hem de güzel bir rızık edinirsiniz. Akıl eden bir topluluk için bunda bir âyet vardır.<br />
Yaşar Nuri Öztürk : Hurmalıkların meyvalarından, üzümlerden de sarhoş edici bir içecek ve güzel bir rızık elde edersiniz. İşte bunda, aklını işleten bir topluluk için kesin bir mucize vardır.</p>The post <a href="http://satir.net/sarap-ve-kuran-nahl-suresi/">Şarap ve Kuran / Nahl Sûresi</a> first appeared on <a href="http://satir.net">satir.net</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>http://satir.net/sarap-ve-kuran-nahl-suresi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">306</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Vezir Yönetim Sistemi</title>
		<link>http://satir.net/vezir-yonetim-sistemi/</link>
					<comments>http://satir.net/vezir-yonetim-sistemi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Serhat]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 Oct 1999 05:13:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılımlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://satir.net/wordpress/?p=19</guid>

					<description><![CDATA[<p>Vezir Yönetim Sistemi Şirketlerin müşteri ilişkilerini yönetmeye yönelik hazırlanmış olan bir programdır. Şirketlerin genel ihtiyaçları birbirine çok benzer olduğu için arka ofis tarafından uygulamalar ortak ancak satış sistemleri bağımsız tanımlanmıştır. Çünkü satış sistemleri aynı sektörde aynı ürünü satan şirketler için bile çok farklılıklar göstermektedir. &#160; Güncelleme Detayları 02/09/2000 * Bütçeler ana ve alt olmak üzere iki [&#8230;]</p>
The post <a href="http://satir.net/vezir-yonetim-sistemi/">Vezir Yönetim Sistemi</a> first appeared on <a href="http://satir.net">satir.net</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Vezir </strong><strong>Yönetim Sistemi</strong></p>
<p>Şirketlerin müşteri ilişkilerini yönetmeye yönelik hazırlanmış olan bir programdır. Şirketlerin genel ihtiyaçları birbirine çok benzer olduğu için arka ofis tarafından uygulamalar ortak ancak satış sistemleri bağımsız tanımlanmıştır. Çünkü satış sistemleri aynı sektörde aynı ürünü satan şirketler için bile çok farklılıklar göstermektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Güncelleme Detayları</strong></p>
<p>02/09/2000<br />
* Bütçeler ana ve alt olmak üzere iki standart kategoride değerlendirilecek hale getirildi.<br />
* Fatura indirimi yapılmadıysa teklif bölümü tamamen boş çıkar.</p>
<p>31/08/2000<br />
* İndirim oranı 0 olan teklif raporlarında indirim bölümü basılmaz.</p>
<p>18/08/2000<br />
* Bütçe harcamalarını DDE ile Excel üzerinden okuyabilmek için bir modül eklendi.</p>
<p>17/08/2000<br />
* Departman tanımlarına muhasebe hesap planı ile ilişki kurabilmesi için plan kodu eklendi.</p>
<p>14/08/2000<br />
* Hesap planını Excel&#8217;den okuyabilecek DDE modülü eklendi.</p>
<p>01/08/2000<br />
* Kontratlara satış kontratı da eklendi.<br />
* Yüklemelerin kontrat bağımsız yapılabilmesi sağlandı.</p>
<p>31/07/2000<br />
* Dış Ticaret satış sistemi düzenlendi. Üzerinde yapılacak birkaç modifikasyondan sonra kullanılabilir konumda olacak.<br />
* Teklif satışlarında opsiyon malzemelerin malzeme tanımlarındaki bağlantlı malzemelerden gelmesi sağlandı.<br />
* Teklif hazırlamayı hızlandırmak amacıyla şirket tanımlarına satış ve ödeme koşulları bölümü eklendi.</p>
<p>26/07/2000<br />
* Şirket hedeflerinin girişlerinin yapıldığı bölüm tamamlandı.</p>
<p>17/07/2000<br />
* Bütçelerin Excel&#8217;e aktarımını sağlayan modül hazırlandı. Üzerinde birkaç modifikasyon ile hazır<br />
olacak.</p>
<p>30/06/2000<br />
* Teklif hesaplama metodu yenilendi. Teklif bazında indirim imkanı verildi.</p>
<p>29/06/2000<br />
* Teklif Raporunda düzeltmeler yapıldı. Bilgilendirme<br />
amaçlı malzemeler teklife eklenebilir hale getirildi.</p>
<p>27/06/2000<br />
* Çalışanların doğum günlerini tüm şirket çalışanlarına hatırlatma sistemi eklendi. Aynı sistem doğum günü girilmiş diğer insanların doğum günlerini de hatırlatıyor.</p>
<p>25/06/2000<br />
* Kontratlara ödeme koşulları ve satış koşulları eklendi.<br />
* Kontratlara, satınalma kontrat raporu eklendi.<br />
* Dış Ticaret satış formlarına ödeme koşulları ve satış koşulları eklendi.</p>
<p>24/06/2000<br />
* Teklif satışlarına proje adı, açıklaması ve satış koşulları eklendi.<br />
* Teklif satışlarına teklif raporu eklendi.<br />
* Excel&#8217;den malzeme import ekranına birim kolonlarını okuma imkanı eklendi, firma seçim bug&#8217;ı çözümlendi.<br />
* Malzemelere ürün sorumlusu eklendi.<br />
* Malzeme ağacında ana dallara, alt dallara ve detay dallara ürün sorumlusu eklendi.</p>
<p>20/06/2000<br />
* Kontratlara satınalma faturaları giriş imkanı eklendi.<br />
* Kontratların toplam tutarı, fatura tutarı ve satır adetleri bilgileri eklendi.<br />
* Kontrat renkleri düzeltildi.</p>
<p>18/06/2000<br />
* Tüm faturaların girilebileceği ortak bir fatura havuzu oluşturuldu.</p>
<p>17/06/2000<br />
* Dış Ticaret sistemi ile kontratlar arasında bağlantı kuruldu. Satışlar ile kontratlar ilişkilendirilebilir.</p>
<p>12/06/2000<br />
* Malzeme kontrollerine Alış/Depo ve Depo/Satış oranlarını düzelten bölüm eklendi.<br />
* Yurtiçi Satınalma işlemleri stok miktarlarına ekleme işlemlerini yapıyor.</p>
<p>08/06/2000<br />
* Winfax programındaki adresler, isimler ve çalışanların bilgilerinin okunduğu elektronik import sistemi yerleştirildi.</p>The post <a href="http://satir.net/vezir-yonetim-sistemi/">Vezir Yönetim Sistemi</a> first appeared on <a href="http://satir.net">satir.net</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>http://satir.net/vezir-yonetim-sistemi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">19</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
