Şarap ve Kuran / Nahl Sûresi

Şarap ve Kuran / Nahl Sûresi

Makaleler

Alıntı :

Muzaffer’in Seçtikleri
Rabbim sen ne büyüksün…
Kuran’da yazılı mucizeyi bilim 2006’da keşfetti!..
Aslında bu iki yazıyı ard arda okumam da bir mucizevi tesadüf müydü, acaba?…

Fikret Otyam’dan gelen faksı okudum önce… Yaşamdan Dakikalar ekibi ile Antalya’ya gidecektik ertesi sabah… Koca Otyam bizi Geyik Dağı’ndaki evine davet ediyordu… “Muhabbet hitamında dağa çıkmanızı ve billur sular eşliğinde cennet demi şarap ve dahi üzüm suyundan mamul dem alalım o dem ki, Kuran-ı Kerim’in Nahl Suresi 67’inci ayetinde aynen şöyledir:

“Hurmalıkların meyvelerinden, üzümlerden de sarhoş edici bir içecek ve güzel bir rızık elde edersiniz. İşte bunda, aklını işleten bir topluluk için kesin bir mucize vardır.” (Çeviri: Prof. Yaşar Nuri Öztürk)

Fikret Ağabey 65 yıldır demlenir bilirim… ‘Şaka yapmış olmalı’ dedim… Evde çeşitli Kuran mealleri var. Açtım… Yaşar Nuri Hoca aynen böyle çevirmiş…

Elmalılı Hamdi Hoca’nın meali de üç aşağı beş yukarı böyle… Üzümlerden sarhoş edici bir içecek.. Aklını işleten toplum için ‘kesin’ bir mucize…

* * * * *

Uzandım divana her günkü gibi, gazeteleri okuyacağım… En üstte Herald Tribune var… Bir başlık hemen dikkatimi çekti…

‘Şaraptaki madde bol kalorili yemeklerin kötü etkilerini önlüyor..’

Bir nefeste okudum yazıyı…
Harvard Tıp Okulu ve Amerikan Ulusal Yaşlanma Enstitüsü araştırmacıları, kırmızı şarapta bulunan resveratrol denen doğal maddenin zengin kalorili ve bol yağlı yemeklerin kötü etkilerini yok ettiğini ve ömrü uzattığını keşfetmişler.

Habere göre…
Her gün düzenli alınan resveratrol, son yıllarda hızla artan obezite/şişmanlık kaynaklı rahatsızlıklar, hatta ölümlerin çaresi oluyor. Resveratrol üzümün kabuğunda, dolayısı ile kırmızı şarapta bulunan bir madde ve bu madde, ünlü bilim dünyasında ‘Fransız Paradoksu’ diye bilinen çelişkinin büyük anlamda çözümü… Fransızlar dünyanın en zengin ve en yağlı yemeklerini yiyen millet oldukları halde, Amerikalılara göre çok daha az kalp hastalıklarına yakalanıyorlar.

Neden?…

İşte bundan… Her yemekte içtikleri kırmızı şaraptaki resveratrol, bol yağlı, bol kalorili yemeklerinin kötü etkisini yok ediyor. Araştırmacılar bir gurup deney faresini, yüzde 60’ı yağlardan oluşan bir diyetle beslediler. Fareler, fare türü için orta yaş demek olan, bir yaşındaydılar. Beklendiği gibi fareler bir süre sonra şeker hastası oldular, karaciğerleri büyüdü ve standart beslenen farelere göre daha erken ölmeye başladılar. Bir başka grup fare de aynı diyetle beslendiler, ama onlara ayni zamanda büyük dozlarda resveratrol verildi.. Bu fareler de normalin üstünde şişmanladılar. Ne var ki bunların kan şekerlerinde ve insilün üretimlerinde değişme olmadı. Şeker hastası olmadılar. Karaciğerleri büyümedi. En önemlisi şaraptaki bu madde farelerin hayatını çok keskin bir şekilde uzattı. Resveratrol alan fareler, normal beslenen ve normal yaşam süren farelerden de daha uzun yaşadılar.

Yani…
Bu fareler, sağlıklarından hiçbir bedel ödemeden, en sevdikleri, en güzel, en lezzetli, en yağlı yemekleri istedikleri kadar yediler Üstelik normal beslenen farelere göre daha uzun yaşadılar.

Araştırmacılar resveratrolun farelerin fiziksel yaşam kalitelerine nasıl etki ettiğine de baktılar. Farelerin denge ve fiziksel gücünü deneyen bir test var. Dönen bir çubuk üzerinde düşmeden yürüme süreleri ölçülüyor. Resveratrol alan fareler yaşlandıkça daha başarılı olmaya başladılar ve normal beslenen genç farelerle aynı formu muhafaza ettiler.

Merak edip başka kaynaklara daldım… Kırmızı şaraptaki bu doğal madde, sadece ömrü uzatmakla kalmıyor… Kansere karşı, Virüs hastalıklarına karşı, Ateşli, iltihaplı hastalıklara karşı, Sinirlerin ve sinir sisteminin muhafızı… Yani her derde deva tam bir mucize madde bu… Bu konulardaki çalışmalar da hızla devam ediyor. Uzmanlar farelerden alınan sonuçların insanlar için de geçerli olacağını düşünüyorlar… Ama şimdilik aşılması gereken çok şey var… Bir defa doz… Kırmızı şarabın litresinde 1,5 ile 3 miligram resveratrol var. Farelerle aynı etki için normal kiloda bir insanin günde 10 ile 20 şişe arası şarap içmesi lazım. Bu kadar fazla alkol alındığında resveratrolun etkisi ne olur, bilinmiyor…

Benim bildiğim, Nahl suresinin 67’inci ayetinde haber verilen “Kesin mucize”nin “Aklını işleten topluluk” tarafından nihayet keşfedildiği… Bu mucizeyi çözmek için 2006 yılını bekleyen bilim, resvetrol hapını da herhalde kısa zamanda gerçekleştirir…

İnsanlar yüzyıllardan beri şarap kadehlerini tokuştururken boşuna ‘Sağlığınıza’ demiyorlarmış… Gerçekten sağlıklarına içiyorlarmış meğer!..
Şarap severlere sevgi ve saygılar…

Aydın Yılmaz

* * *
Benden Muhammed Mustafa’ya saygı ve selam:
Deyin ki, hoş görünürse, bir şey soracak Hayyam:
Neden Yüce Efendimizin buyruklarında
Ekşi ayran helal da güzelim şarap haram?
* * *
Benden Hayyam’ a selam söyleyin demiş peygamber;
Sözlerimi yanlış anlamışsa çiylik eder:
Ben şarabı herkese haram etmiş değilim ki
Hamlara haramdır, doğru, ama olgunlar içer.

Nahl / 67

Arapça Metin  وَمِنْ ثَمَرَاتِ النَّخِيلِ وَالْأَعْنَابِ تَتَّخِذُونَ مِنْهُ سَكَرًا وَرِزْقًا حَسَنًا ۗ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَآيَةً لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ
Türkçe Transcript(*)  Vemin śemerâti-nnaḣîli vel-a’nâbi tetteḣiżûne minhu sekeran verizkan hasenâ(en)(k) inne fî żâlike leâyeten likavmin ya’kilûn(e)
Abdülbaki Gölpınarlı  Hurma ağacının meyveleriyle üzümlerden de şarap yaparsınız, güzel bir rızk elde edersiniz; şüphe yok ki bunda da akıl eden topluluğa bir delil var.
Ali Bulaç Meali  Hurmalıkların ve üzümlüklerin meyvelerinden kurdukları çardaklarda hem sarhoşluk verici içki, hem güzel bir rızık edinmektesiniz. Şüphesiz aklını kullanabilen bir topluluk için, gerçekten bunda bir ayet vardır.
Ahmet Varol Meali  Hurma ve üzüm meyvalarından da sarhoş edici içki ve güzel rızık edinirsiniz. Şüphesiz bunda akıl eden topluluk için ayet vardır.
Ahmet Tekin  Hurma meyvelerinden ve üzümlerden hem içki imal eder, hem de güzel gıdalar elde edersiniz. İşte bunlarda da ilimle ve tecrübeyle gelişmeye devam eden, aklını faydalı kullanabilen toplumlar için Allah’ın varlığını ve birliğini ispatlayan deliller, birçok konunun çözümüne, keşfine işaretler vardır.
Ali Fikri Yavuz  Hurma ve üzüm ağaçlarının meyvalarından da içki ve güzel bir rızık edinirsiniz. Muhakkak ki bunda aklı olup düşünen bir topluluk için (Allah’ın kudretine delâlet eden) bir alâmet var… (Bu âyet-i kerime içki haram kılınmadan önce Mekke’de nâzil olmuştur.)
Diyanet İşleri Meali(Eski)  Hurma ağaçlarının meyvelerinden ve üzümlerden şerbet, şıra (içecek) ve güzel rızık elde edersiniz. Düşünen millet için bunda ibret vardır.
Diyanet İşleri Meali(Yeni)  Hurma ağaçlarının meyvelerinden ve üzümlerden hem içki, hem de güzel bir rızık edinirsiniz. Elbette bunda aklını kullanan bir toplum için bir ibret vardır.
Diyanet Vakfı Meali  Hurma ve üzüm gibi meyvelerden hem içki hem de güzel gıdalar edinirsiniz. İşte bunlarda da aklını kullanan kimseler için büyük bir ibret vardır. *
Edip Yüksel Meali  Ve hurma ağaçlarının meyvelerinden, üzümlerden hem sarhoş edici içkiler ve hem de güzel bir rızık elde edersiniz. Akleden bir toplum için bunda bir işaret vardır. *
Elmalılı Hamdi Yazır  Hurma ve üzüm ağaçlarının meyvalarından da hem içki, hem de güzel gıdalar edinirsiniz. Şüphesiz ki bunda aklını kullanan kimseler için büyük bir ibret vardır.
Elmalılı Meali (Orjinal)  Hurmalıkların ve üzümlüklerin meyvalarından da, bundan hem bir müskir çıkarırsınız hem de bir güzel rızık, her halde bunda aklı olan bir kavm için elbet bir âyet var
Hasan Basri Çantay  Hurma ağaçlarının meyvesinden ve üzümlerden de içki ve güzel bir rızk edinirsiniz, işte bunda da aklını kullanacak bir kavm için hiç şübhesiz bir âyet vardır.
Hayrat Neşriyat Meali  Hurma ağaçlarının meyvelerinden ve üzümlerden de (istifâde ediyorsunuz); ondan hem sarhoş edici bir içki, hem de güzel bir rızık elde ediyorsunuz. Şübhe yok ki bunda (aynı şeyde, güzel ve çirkin birer yol bulunmasında) akıl erdiren bir kavim için kat‘î bir delil vardır.(1) *
Ömer Nasuhi Bilmen  Ve hurma ağaçlarının meyvelerinden ve üzümlerden bir müskir ve bir güzel rızk ittihaz edersiniz. Muhakkak ki, bunda da âkilâne düşünür bir kavim için elbette bir ibret vardır.
Muhammed Esed  Ve hurma ağaçlarının ve asmaların ürününden hem sarhoş edici içkiler, hem de güzel, temiz rızıklar elde edersiniz: işte bunda da, aklını kullanan kimseler için bir ders vardır! 76
Suat Yıldırım  Hurma ve üzümden hem sarhoşluk veren içki, hem de güzel gıdalar elde edersiniz.Şüphesiz bunda aklını çalıştıran kimseler için alacak ibret vardır. *
Süleyman Ateş Meali  Hurma ağaçlarının meyvalarından ve üzümlerden de sarhoşluk ve güzel rızık elde edersiniz. Şüphesiz bunda aklını kullanan bir toplum için ibret vardır.
Şaban Piriş Meali  Hurma ve üzüm ürünlerinden de bir sarhoşluk verici bir de güzel rızık elde edersiniz. İşte bunda da aklını kullanan bir toplum için bir işaret vardır.
Ümit Şimşek Meali  Hurmanın meyvesiyle üzümden de hem sarhoş edici bir içki yapar, hem de güzel bir rızık edinirsiniz.(11) Akıl eden bir topluluk için bunda bir âyet vardır.(12) *
Yaşar Nuri Öztürk  Hurmalıkların meyvalarından, üzümlerden de sarhoş edici bir içecek ve güzel bir rızık elde edersiniz. İşte bunda, aklını işleten bir topluluk için kesin bir mucize vardır.
Yusuf Ali (English)  And from the fruit of the date-palm and the vine, ye get out(2096) drink and wholesome food: behold, in this also is a sign for those who are wise. *
M. Pickthall (English)  And of the fruits of the date palm, and grapes, whence ye derive strong drink and (also) good nourishment. Lo! therein, is indeed a portent for people who have sense.

Kuran-ı Kerim » 16 / NAHL – 67

“NAHL suresi, 67. ayeti” tefsiri
وَمِن ثَمَرَاتِ النَّخِيلِ وَالأَعْنَابِ تَتَّخِذُونَ مِنْهُ سَكَرًا وَرِزْقًا حَسَنًا إِنَّ فِي ذَلِكَ لآيَةً لِّقَوْمٍ يَعْقِلُونَ
Ve min semerâtin nahîli vel a’nâbi tettehîzûne minhu sekeren ve rızkan hasenâ(hasenen), inne fî zâlike le âyeten li kavmin ya’kılûn(ya’kılûne).
1. ve min semerâtin : ve meyvelerden
2. en nahîli : hurma ağaçları
3. ve el a’nâbi : ve üzüm, bağlar
4. tettehîzûne : edinirsiniz, yaparsınız
5. min-hu : ondan
6. sekeren : seker, hurma şerbeti, üzüm suyu, şıra
7. ve rızkan : ve bir rızık
8. hasenen : güzel
9. inne : muhakkak
10. fî zâlike : bunda vardır
11. le âyeten : bir âyet
12. li kavmin : bir kavim için
13. ya’kılûne : akıl edenler
İmam İskender Ali Mihr  : Hurma ve üzümden, şeker (hurma şerbeti, üzüm suyu, şıra) ve güzel bir rızık edinirsiniz. Muhakkak ki bunda, akıl eden bir kavim için elbette bir âyet vardır.
Diyanet İşleri : Hurma ağaçlarının meyvelerinden ve üzümlerden hem içki, hem de güzel bir rızık edinirsiniz. Elbette bunda aklını kullanan bir toplum için bir ibret vardır.
Abdulbaki Gölpınarlı : Hurma ağacının meyveleriyle üzümlerden de şarap yaparsınız, güzel bir rızk elde edersiniz; şüphe yok ki bunda da akıl eden topluluğa bir delil var.
Adem Uğur : Hurma ve üzüm gibi meyvelerden hem içki hem de güzel gıdalar edinirsiniz. İşte bunlarda da aklını kullanan kimseler için büyük bir ibret vardır.
Ahmed Hulusi : Hurma ağaçlarının meyvelerinden ve üzümlerden hem sarhoşluk veren içecekler hem de güzel bir gıda edinirsiniz. . . Bu olayda da aklını kullananlar için bir ibret vardır.
Ahmet Tekin : Hurma meyvelerinden ve üzümlerden hem içki imal eder, hem de güzel gıdalar elde edersiniz. İşte bunlarda da ilimle ve tecrübeyle gelişmeye devam eden, aklını faydalı kullanabilen toplumlar için Allah’ın varlığını ve birliğini ispatlayan deliller, birçok konunun çözümüne, keşfine işaretler vardır.
Ahmet Varol : Hurma ve üzüm meyvalarından da sarhoş edici içki ve güzel rızık edinirsiniz. Şüphesiz bunda akıl eden topluluk için ayet vardır.
Ali Bulaç : Hurmalıkların ve üzümlüklerin meyvelerinden kurdukları çardaklarda hem sarhoşluk verici içki, hem güzel bir rızık edinmektesiniz. Şüphesiz aklını kullanabilen bir topluluk için, gerçekten bunda bir ayet vardır.
Ali Fikri Yavuz : Hurma ve üzüm ağaçlarının meyvalarından da içki ve güzel bir rızık edinirsiniz. Muhakkak ki bunda aklı olup düşünen bir topluluk için (Allah’ın kudretine delâlet eden) bir alâmet var… (Bu âyet-i kerime içki haram kılınmadan önce Mekke’de nâzil olmuştur.)
Bekir Sadak : Hurma agaclarinin meyvelerinden ve uzumlerden serbet, sira ve guzel rizik elde edersiniz. Dusunen millet icin bunda ibret vardir.
Celal Yıldırım : Hurma ağaçlarının meyvelerinden ve üzümlerden sarhoşluk veren içki ve güzel rızık edinirsiniz. Şüphesiz bunda aklını kullanan bir millet için ibret, öğüt ve belge vardır.
Diyanet İşleri (eski) : Hurma ağaçlarının meyvelerinden ve üzümlerden şerbet, şıra (içecek) ve güzel rızık elde edersiniz. Düşünen millet için bunda ibret vardır.
Diyanet Vakfi : Hurma ve üzüm gibi meyvelerden hem içki hem de güzel gıdalar edinirsiniz. İşte bunlarda da aklını kullanan kimseler için büyük bir ibret vardır.
Edip Yüksel : Ve hurma ağaçlarının meyvelerinden, üzümlerden hem sarhoş edici içkiler ve hem de güzel bir rızık elde edersiniz. Akleden bir toplum için bunda bir işaret vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır : Hurmalıkların ve üzümlüklerin meyvalarından da, bundan hem bir müskir çıkarırsınız hem de bir güzel rızık, her halde bunda aklı olan bir kavm için elbet bir âyet var
Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Hurma ve üzüm ağaçlarının meyvelerinden de hem içki, hem de güzel bir yiyecek çıkarırsınız. Şüphesiz ki, bunda aklını kullanan bir topluluk için kesin bir ibret vardır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş – 2) : Hurma ve üzüm ağaçlarının meyvalarından da hem içki, hem de güzel gıdalar edinirsiniz. Şüphesiz ki bunda aklını kullanan kimseler için büyük bir ibret vardır.
Fizilal-il Kuran : Hurma ağaçlarının meyvaları ile üzümlerden içki ve yararlı besin elde edersiniz. Düşünenler için bunda ibret dersi vardır.
Gültekin Onan : Hurmalıkların ve üzümlüklerin meyvelerinden kurdukları çardaklarda hem sarhoşluk verici içki, hem güzel bir rızık edinmektesiniz. Şüphesiz akleden bir topluluk için gerçekten bunda bir ayet vardır.
Hasan Basri Çantay : Hurma ağaçlarının meyvesinden ve üzümlerden de içki ve güzel bir rızk edinirsiniz, işte bunda da aklını kullanacak bir kavm için hiç şübhesiz bir âyet vardır.
Hayrat Neşriyat : Hurma ağaçlarının meyvelerinden ve üzümlerden de (istifâde ediyorsunuz); ondan hem sarhoş edici bir içki, hem de güzel bir rızık elde ediyorsunuz. Şübhe yok ki bunda (aynı şeyde, güzel ve çirkin birer yol bulunmasında) akıl erdiren bir kavim için kat’î bir delil vardır.
İbni Kesir : Hurma ağaçlarının meyvelerinden ve üzümlerden; şerbet, şıra ve güzel rızık elde edersiniz. Akleden bir kavim için bunda bir ayet vardır.
Muhammed Esed : Ve hurma ağaçlarının ve asmaların ürününden hem sarhoş edici içkiler, hem de güzel, temiz rızıklar elde edersiniz: işte bunda da, aklını kullanan kimseler için bir ders vardır!
Ömer Nasuhi Bilmen : Ve hurma ağaçlarının meyvelerinden ve üzümlerden bir müskir ve bir güzel rızk ittihaz edersiniz. Muhakkak ki, bunda da âkilâne düşünür bir kavim için elbette bir ibret vardır.
Ömer Öngüt : Hurma ve üzüm gibi meyvelerden hem içki hem de güzel gıdalar edinirsiniz. Şüphesiz ki bunda aklını kullanan bir topluluk için bir âyet (ibret) vardır.
Şaban Piriş : Hurma ve üzüm ürünlerinden de bir sarhoşluk verici bir de güzel rızık elde edersiniz. İşte bunda da aklını kullanan bir toplum için bir işaret vardır.
Suat Yıldırım : Hurma ve üzümden hem sarhoşluk veren içki, hem de güzel gıdalar elde edersiniz.Şüphesiz bunda aklını çalıştıran kimseler için alacak ibret vardır.
Süleyman Ateş : Hurma ağaçlarının meyvalarından ve üzümlerden de sarhoşluk ve güzel rızık elde edersiniz. Şüphesiz bunda aklını kullanan bir toplum için ibret vardır.
Tefhim-ul Kuran : Hurmalıkların ve üzümlüklerin meyvelerinden kurdukları çardaklarda hem sarhoşluk verici içki, hem güzel bir rızık edinmektesiniz. Şüphesiz aklını kullanabilen bir topluluk için, gerçekten bunda bir ayet vardır.
Ümit Şimşek : Hurmanın meyvesiyle üzümden de hem sarhoş edici bir içki yapar, hem de güzel bir rızık edinirsiniz. Akıl eden bir topluluk için bunda bir âyet vardır.
Yaşar Nuri Öztürk : Hurmalıkların meyvalarından, üzümlerden de sarhoş edici bir içecek ve güzel bir rızık elde edersiniz. İşte bunda, aklını işleten bir topluluk için kesin bir mucize vardır.

Ruh Eşi, Ruh İkizi

Ruh Eşi, Ruh İkizi

Makaleler

MÖ 4. yüzyılda yaşamış Aristophanes aşkı mitolojik bir efsaneyle açıklar: “İnsan yaratıldığında dört kollu, dört bacaklı, bir kafada iki ayrı yüze sahip, hermafrodit (Hermes/Afrodit) ve tek ruha sahip çok güçlü yaratıklarmış. Kendi kendilerine yetebildikleri ve çok güçlü oldukları için her türlü taşkınlığı yapar, tanrıları onurlandırmayı ihmal ederlermiş. Bir gün Zeus bu olanlara çok sinirlenmiş ve insanları ortadan ikiye bölmüş; bir taraf erkek, bir taraf kadın olmuş. İkiye bölünen parçalar o kadar korkmuşlar ki birbirlerine sarılmışlar. Tanrılar bu işin böyle olmayacağını düşünüp, bedenleri bir çuvaldan yıldızları bırakır gibi karmakarışık bir düzen içinde uzayın sonsuzluğundaki dünyanın farklı yerlerine serpmişler. İşte o gün bugündür yarım olan parçalar, tamamlanmak için diğer yarılarını arar olmuşlar. Bulduklarında tek bir ruh olup, Tanrıların onu tekrar cennetine alması için…”

Günümüzde ” ruh eşi ya da ruh ikizi ” olarak bilinen kavram bu efsaneye dayanmaktadır.

Efsane böyle ama gerçekten insanların ruh ikizi var mıdır? Bu soru tarih boyunca birçok medeniyet ve kültürde tartışılmış. Gerçekliği konusunda elle tutulur bir bilgi yoksa da, içten içe herkes bir ruh eşi olduğuna inanır.

Diğer taraftan romantik şair ve yazarlar ruh eşini bulan kişinin zaten cennetini bulduğunu söylüyorlar.

Yaratılan her şeyin bir eşi, bir tamamlayıcısı var: Gökkubbe ve altında uzanan yeryüzü… Doğu, Batı.. Kuzey ve Güney.. Bazen sıcak bazen soğuk. Yaşayan her canlı, ölüm ve hayatla iç içe. Acı-tatlı, güzel ve çirkin olaylarla günler tamamlanıyor. İyilik, kötülüğün varlığı sayesinde gösterebiliyor kıymetini.. Ya da aydınlık karanlık sayesinde, aynı beyazla siyah gibi .. Ses getirirken çift olması gerekiyor ellerin… Varlık gösteren herşey, ama herşey çift!..

Dilerseniz bu kavrama bir de gerçekçilik penceresinden bakalım. Gerçekten bir ruh eşimiz var ise ve o dünyanın bir yerinde bizi arıyor veya bekliyor ise onu bulabilmemiz için milyarlarca insanı tanımamız gerekir ki, çok şanslı değilsek buna ömür yetmez.
**Her ruh eşini arar mı, buluncaya kadar mı arar, yoksa bulunca acaba gerçekten bu benim ruh eşim mi diye sorgular…**
Belkide bütün bunlar hiç önemli değil; çiftlerin birbirlerinin ruhuna nasıl hitap ettiği, kalplerini incitmeden ilişkilerinin onları nasıl besleyip, büyüttüğü çok daha önemli.

“… ve sonsuza dek mutlu yaşamışlar” bu kelimeler masalların bitiminden geriye kalan bir pasajdan ibaret. Birbirlerine kavuşup da dünya klasiklerine girebilen bir aşk hikayesi yok. Mutlu yaşamak elbette mümkün ancak bu mutluluğun kazanılan bir ödül olduğunu unutmazsak…

Yaşamın ve gelişimin kökeninde varolandan memnuniyetsizlik, içinde bulunduğu koşulları iyileştirme, yani huzursuzluklar yatıyor. İnsanoğlu ilk varolduğu dönemde yaşamından memnun olsaydı koşullarını değiştirmek için çaba sarf etmeyecek, belki de ağaç dallarında muz yemeğe devam ediyor olacaktık. Açlığımızı çözmek için mızrak ve bıçağı, güvenliğimiz ve sağlığımız için barınağı, birbirimize sorunları aktarmak için konuşmayı, kaynakları geliştirmek için çiftçiliği ve evcilleştirmeyi, nesiller arası bilgi akışı için yazıyı, ortak yaşama ihtiyacından dolayı binaları, daha hızlı hareket etmek için arabaları, uçakları geliştirdik, geliştirdik, geliştirdik. Hepsinin altında içinde bulunduğumuz durumdan bir memnuniyetsizlik vardı.

Bu gelişim sürecinin bir parçası olarak doğaldır ki eşler arasında da anlaşmazlık, tartışma, münakaşa olacaktır. Tartışmalarda üslup çok önemli. Üstün gelme çabası, fikrini kabul ettirme gayreti ve galibiyet hevesini bir kenara bırakabilmek, tartışma sırasında saygıyı ve saygınlığı yitirmeden tartışabilmek, ne zaman duracağını, ne zaman geri adım atacağını anlayabilmek, karşıdakinin kalbini kıracak sözlerden kaçınmak ve belkide en önemlisi; tartışmalar bir mücadele haline gelirse kazananı olmayacağını bilmek yeterli olacaktır. Ne kadar şiddetli bir tartışma olursa olsun, yattığınızda birbirinize iyi geceler dileyebilmelisiniz… Ancak böyle bir ortamda sağlıklı kararlar alınıp, aile içi birlik sağlanabilir.

Her tür ilişkide önemli olan uyum, denge ve ahengi yakalayabilmektir. Evlilik ya da yaşam birliği gibi uzun süreli ilişkilerde bu konulara çok daha fazla dikkat edilmesi gerekir. Doğru frekansı tutturabiliyorsanız sevgi ve mutluluğu güçlenerek yaşayabilirsiniz.

Arthur Schopenhauer diyor ki “Hayatın ilk elli yılı metin, geri kalanı yorumdur.” Yaşı hayli ileri bir üstadım evlenmeden önce bana “Mutluluk, %51’i yakalamaktır” diye öğütlemişti. İnsan kendiyle bile %100 anlaşamazken karşınızdaki insandan bunu beklemek haksızlık değil midir? Mükemmeli yakalama, bulma arzusu insanın hayattaki beklentilerini boşa çıkartabilir. % 51’i yakaladıktan sonra gerisini inşa etmek hem daha makul, hem de daha zevkli.

Murathan Mungan’ın yazısından bir kesit aktarmak istiyorum sizlere.
“gerçek bir kadın için, gerçek bir erkek,
tanrı gibidir, her yerdedir,
ve hiçbir yerdedir.
aşk da budur zaten!
başka bir şey değil.
aramaktan vazgeç demiyorum, bulmaktan vazgeç”

… aramaktan vazgeç demiyorum, bulmaktan vazgeç.

Son olarak Hasan Ali Yücel’in oğlu Can Yücel’in bir şiiri ile bitirmek istiyorum makalemi..
Bir eşi olmalı insanın
Rüzgar onun kokusunu getirmeli,
Yağmur O’nun sesini.
Akşam…… onu görecek diye, pırpır etmeli yüreği,
Ayakları birbirine dolaşmalı heyecandan, eve dönerken,
Cennetten köşe almışçasına
Sevdiği, sakındığı, bakmaya kıyamadığı…
Her bir hücresinden aşkın fışkırdığı,
Çölde okyanusu yaşadığı bir eşi olmalı insanın!!!
Ben seni ölene dek seveceğim boş laf!!!
Ben seni sevdikçe ölmeyeceğim…

Kalbin Beyin Fonksiyonlarına Sahip Bilinmesi

Kalbin Beyin Fonksiyonlarına Sahip Bilinmesi

Makaleler
https://panteidar.wordpress.com/2012/12/31/kuranda-beyin-yok/

KALBİN BEYİN FONKSİYONLARINA SAHİP BİLİNMESİ 

KUR’AN’DA BEYİN YOK
Kur’an’da insan beyninden hiç söz edilmemiştir, çünkü bilinmez. Halbuki beyin, insanı insan yapan organdır. Beyin bilinmediği için duygular, düşünceler kalbin fonksiyonları olarak belirtilmiştir.
Örneğin Bakara suresi 97. ayetinde; Cebrail’in Kur’an’ı peygamberin kalbine indirdiği yazılmıştır. Bilim ise, bilgilerin ve hafızanın beyinde saklandığı kanıtlamıştır.
Yine Bakara suresi 260. ayetinde İbrahim’in kalbinin tatmin olması için Allah’tan ölüleri nasıl dirilttiğini göstermesini istediği yazılıdır. Halbuki tatmin olan, ikna olan kalp değil, beyindir.

Hacc 46. Onlar, yeryüzünde dolaşmadılar mı ki onların, onunla akıl ettikleri kalpleri ve onunla işittikleri kulakları olsun. Fakat baş gözleri kör olmaz. Lâkin sinelerdeki kalpler kör olur.

Görüldüğü gibi ayette akledenin, düşünenin kalp olduğu ifade edilmiştir ki tamamen bilimdışı bir ayettir.

Birçok ayette de kalbin mühürlenmesinden söz edilir.

Şura-24. Yoksa onlar, senin hakkında: “Allah’a karşı yalan uydurdu” mu diyorlar? Eğer Allah dilerse senin de kalbini mühürler. (…)

Tegabun-11. Allah’ın izni olmaksızın hiçbir musibet başa gelmez. Kim Allah’a inanırsa, Allah onun kalbine hidayet verir. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.

Hidayet verilecek olsa, verileceği organ kalp değil, beyin olmalıdır. İslamcılar bunu, bugün de sevginin, merhametin kalple ifade edilmesiyle açıklar. Tersine bu ifade şekli, dini inançlardan kaynaklanarak oluşmuştur. Bazı İslamcılar ise kalbin de beyinsel fonksiyonlara sahip olduğunu iddia eder. Bu iddianın hiçbir bilimsel yanı yoktur. Kalp, sadece kan pompalayan bir organdır ve beyin işlevlerinin hiçbirine sahip değildir. Bu yanlış, müteşabihlikle de izah edilemez. Kalple ilgili birkaç ayetin müteşabihliği olsa da, Kur’an’ın tamamında ve onlarca ayette bu şekilde geçmesi, böyle bilindiğinin göstergesidir.

Tevrat ve İncil’de de beyin yok. Onlar da beyin fonksiyonlarını kalbe mal etmiş:

İNCİL – Luka: 2/ 35. Senin kalbine de adeta bir kılıç saplanacak. Bütün bunlar, birçoklarının yüreğindeki düşüncelerin açığa çıkması için olacak.

TEVRAT – Yasanın Tekrarı: 29/ 4. Ne var ki, RAB bugüne dek size kavrayan yürek, gören göz, duyan kulak vermedi.

Halbuki beyin binlerce yıldır bilinmekteydi. Bilinmesi bir yana, İslam’dan önceki yüzyıllarda beyin ameliyatları bile yapılmaktaydı. Arkeolojik kazılarda 5-10 bin yıl önce beyin ameliyatı yapılmış iskeletlere rastlanmıştır. Beynin fonksiyonlarının bilinmesi sonraki dönemlerde gerçekleşmiş olsa da, bilim, tanrının gönderdiğine inanılan din kitapları gibi kalbe beynin fonksiyonlarını verecek şekilde bir büyük yanlışa imza atmamıştır.

Beynin Keşfi

Tarihte ilk kez duygu ve düşünce organının kap değil beyin olduğunu ileri süren Antik Çağ’da Pisagor’un öğrencisi Alkmeon’dur. Alkmeon (M.Ö 500), eski Mısırlı bilimcilerden ve Yunanlılardan farklı olarak, akılsal yeteneklerin merkezinin kalp değil, beyin olduğunu anlamış ve ileri sürmüştür. Duyu organlarını keşfetmiştir. Beynin duyu merkezi olduğunu söylemiştir. Beyin ile duyu organları arasında bir bağ olduğunu söylemiştir. Bu bağda herhangi bir kesintiye uğrarsa iletişim kesilir.
Alkmeon’dan sonra “Hipokrat’ın(MÖ. 460-370) ileri sürdüğü beyin hipotezi içinde, insanın duygu dünyasının ve davranışlarının kaynağının beyin olduğu ileri sürülmektedir.
Aristoteles’e (MÖ. 384-322) göre ise algının merkez organı beyinden ziyade kalp idi. Merkezi duyu organı olan kalp, tek tek duyu organlarıyla bağlantılıydı.
MS 2. yüzyılda yaşayan Galen, beyin konusunda önemli görüşler ileri süren bir kişidir. Ortaya attığı fikirler, bugünün verileriyle önemli ölçüde çelişse de, söyledikleri uzun bir dönem birer yasa olarak kabul edilmiştir. “Galen’in ortaya koyduğu Ventrikül Hipotezi, davranışların, beynin sıvı içeren karıncıklarında organize olduğunu ileri sürmektedir.
Bu hipotezin ortaya atılmasından sonra beyin serüveninin en uzun duraklama dönemlerinden biri başlamıştır” (Smith 1986: 87).
Beyin hakkında ileri sürülen bu görüşler yaklaşık olarak 1400 yıl geçerliliğini korumuştur.Rönesans dönemine kadar yapılan çalışmalarda, bazı önemli fikirler ortaya atılmıştır. Örneğin 10. yüzyılın sonları ile 11. yüzyılın başlarında, erken Rönesans olarak tanımlanan dönemde İbn-i Sîna, (MS) 4. yüzyılda ortaya atılan hücre doktrinini önemli ölçüde destekleyici fikirler ileri sürmüş, beyindeki karıncık sayısını beşe çıkarmıştır.
Beyin konusunda ilk çağdaş fikirlerin ortaya atıldığı dönem 17. yüzyıldır. “Bu yüzyılda Le Boe Sylvius, beyinde bu adla anılan yarığı saptamıştır. Aynı zamanda beyin korteksinin işlevsel önemini vurgulamıştır. Bu dönemde beyin korteksinin en yetkin çizimini ortaya koyan ve korteksin önemini vurgulayanlardan biri de Descartes’tir. Descartes’in aslında ilgilendiği konu, ruhtur” (Smith 1986: 89).
Kısacası, eski geleneğe bağlı kalınmakla birlikte 17. yüzyıl, tıp biliminin gelişim sürecinde bir geçiş dönemdir. “18. yüzyılda Anton de Leewenhoek ilk mikroskobu yapmış, bununla beyin korteksini incelemiştir.
Zekâ
19. yüzyılın sonlarına doğru beyindeki dil merkezleri keşfedilmiştir. Wernicke ve Broca bu alandaki çalışmalarıyla önemli adımlar atmışlardır. Yine bu yüzyılda, Pavlov’un öğrencisi Anokhin, beynin büyüklüğü ile zekâ arasındaki ilişkiyi araştırmıştır.
Anokhin, zekâyı beyin hücrelerinin sayısı değil, küçük çıkıntılar üzerindeki beyin hücresi dokunaçlarının etkilediğini farkeden ilk kişidir. Her çıkıntının en azından bir diğeriyle ilintili olduğunu ve böylelikle diğer hücrelerle elektrokimyasal etkileşimler kurduğunu açığa çıkarmıştır.
İlk kez Krotonlu Alkmeon’un fikrini ortaya koymasından bu yana 25 yüzyıl geçmiştir. Beyin konusundaki gerçekçi bilgiler, uzun bir duraklama döneminden sonra 17. yüzyıldan itibaren sistemli bir şekilde gelişmeye başlamıştır. Günümüzdeki beyin bilgisinin kaynağını ise, 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren yaklaşık 60 yıllık bir süre içinde biriken veriler oluşturmaktadır.
Kadınlar ve Erkekler

Kadınlar ve Erkekler

Makaleler

Kadınların ve Erkeklerin ilişkileri ile ilgili konuları irdelemek istemiyorum. Tarihin akışı içinde bu iki cinsin düşünce sistemlerinin neden bu şekilde geliştiğine izlenimlerim doğrultusunda açıklamalar getirdim, bunları paylaşmak istiyorum. Burada yazdıklarımın pekçok kişi tarafından yanlış anlaşılacağına eminim ancak sonuçta kimseyi kötülemek gibi bir amacımın olmadığını, kadın ile erkeğin düşünce sistemlerini başka bir gözle irdelemeye çalıştığımı baştan belirtmek istiyorum.

Erkekler için kadınlar her zaman anlaşılmaz oldular. Olaylara ve durumlara verdikleri tepkiler belirsiz ve kendi içinde gizemli oldu. Ancak bu durumun tersi geçerli değil, yani erkekleri anlamak konusunda kadınların sorunu yok. Kadınlar arasındaki bu iletişim şekli kadınların binlerce yılda geliştirdikleri ve sürdürdükleri düşünce sisteminin sonucu olarak ortaya çıktı.

Erkekler güç ve kuvvetin simgesi olarak kasları ile istediklerini elde edebiliyorlardı. Buna karşın kadınların fiziksel gücü yoktu. Onlar, akıllarını kullanarak gücü kontrol etmeyi öğrendiler. Hayatta, özellikle de başlangıçta herşey etki / tepki prensibi ile yürüdüğü için, karşılığını verdikleri müddetçe istediklerini elde edebiliyorlardı. Elbette bunu salt ve sürekli akıl ile çözmek mümkün değil. Sahip oldukları cinselliği etkili bir silah olarak yıllardır kullanıyorlar. Uzun yıllar sonucunda bu “alış-veriş” o kadar kanıksandı ki normalleşmeye başladı. Çirkin ama varlıklı bir erkeğin yanında gördüğümüz son derece güzel bayanlar bu “alış-veriş”in, çıplak olarak bakıldığında anlaşılması güç ve en çarpık görüntülerini ortaya koyarlar. Benzer şekilde cinselliği çok değerli görmeyen (tariflemek doğru değil ama anlaşılabilir olması açısından örnekliyorum) kuzey ülkelerinden gelen ve bu “alış-veriş” ticaretini gerçekleştiren bayanlara, yurdum kadınlarının sert tepkisi, bu değerin ederini düşürmelerinden kaynaklanmaktadır.

Erkekler tüm düşünce ve isteklerini açıkça ifade ederken, kadınlar isteklerini her zaman bir başka kanaldan aktarmayı doğal düşünce sistemi haline getirdiler. Bunun sonucunda kadınların düşünce sistemi her zaman karmaşık ve anlaşılması güç (matematiksel olarak çarpma ve bölme) yoldan çalışırken, erkeklerin düşünce sistemi basit ve düz mantık (matematiksel olarak toplama ve çıkarma) olarak gelişti.

Erkekler avlanma güdülerini halen içlerinde sakladıkları için, iş hayatındaki ve sosyal yaşamındaki ilişkileri avlanma temeline dayanmaktadır.

Birşeyi var ederken çarparak çok hızlı yol alabilen kadınlar, hemcinsleri ile birliktelik kurmakta ve organizasyon oluşturmada sürekli bölünme yaşıyorlar. Sosyal gelişimleri sırasında kendilerine verilen sürekli hemcinsleri ile yarış güdüsü, onları kendi cinslerine karşı son derece açımasız kılıyor olmalı.

Erkekler herhangi bir birliktelikte yavaş hareket ediyor olsalar dahi varoluşta veya yokoluşta kadınlar kadar etkin değiller. Bu nedenle birlik, topluluk ve organizasyon oluşturma ve yürütmede kadınlardan daha başarılı oldukları tarih boyunca görülebilir.

Erkekler dini inançlar çerçevesinde kadının bu yaratıcı ve yokedici vasfını tamamen pasifize etmeye kalkışsalar dahi aslında toplumun temel taşını oluşturan kadının toplum dışına itilmesine ve gelecek nesillerin daha cahil ve pasif bireyler olmasına sebep olmaktadırlar. Bu tür toplumlarda, toplumsal yaşamın dışına itilen kadın, ancak sahip olabildiği bilgi kadarını gelecek nesillere aktarabilmekte, bunda da yeterli olamadığı için giderek cahilleşen, fikri anlamda karanlık nesiller ortaya çıkmaktadır. Ayrıca kadın ve erkeğin farklı ortam ve kültürlerde yetişmeleri toplumda kutuplaşmaya sebep olmakta ve birbirini tanımayan, zevk ve ilgi alanlarını bilmeyen, evlenmek için doğru kişiyi ayırt edebilecek bilgilere sahip olmayan, ancak “üreme zamanı” geldiğinde bir araya gelmek zorunda olan ve yaratıcılıktan ve öğrenmekten uzak, sadece boyun eğen bireyler ortaya çıkartmaktadır.

Sonuçta kadının “yeri geldiğinde” kuralları bozabilen yaratıcılığı ve hızlı var etme gücü, erkeğin organizasyon ve ilişki geliştirme yeteneği ile birleştiğinde çok sağlıklı ve güçlü bir büyüme sağlanabilir. Ama bu dengeyi kurabilecek kadar orantılı eşlerin birbirini tanıyabilme koşulu gerçekleşebilirse…

Değiştirilen Dünya Düzeni

Değiştirilen Dünya Düzeni

Makaleler

Olmak ya da olmamak.

Binlerce yıl önce Mısır ve Mu medeniyetlerinde insanlar bugünkünden farklı bir yaşam sürmekteydi. Burada idareci bir tabaka toplum üzerinden sınırsız söz sahibiydi. Siyaset kurumu üzerinde yükselen medeniyet ekonomiye egemen ve gerektiğinde el koyacak kadar güçlüydü. Bizler bu medeniyetle yetişen son nesil olduğumuz için son otuz yıldır şiddetle değiştirilen bu dünya düzeni düşünce sistemimize aykırı geliyor. Bu makalenin – kağıda dökülemediğine göre – HTML’e aktarılışının temel gerekçesi de budur…

Siyasetin Bitişi

Bu bugünlerde daha çok tartıştığımız bir konu haline geldi. NATO Amerika merkezli bir organizasyon olarak dünya barışını koruma misyonu ile kurulmuşken, son yıllarda efendisinin dağıttıklarını toparlamaya, temizlemeye çalışan bir hizmetkar havasına büründü. Her ne kadar Genel Sekreteri Kofi Annan bu görünümü yaratmamak için elinden geleni yapsa da sonuç değişmiyor. Önce Afganistan, sonra Irak, şimdi de Lübnan. Kazanan kim? …

Son yıllarda siyasi yöneticilerin profillerine bakarsanız, giderek düşen bir çizgileri olduğunu açıkça görülmektedir. Eskiden idareye geçen akıllı ve karizmatik siyasi yöneticiler yerine, ağzı laf yapan ama içi boş idareciler yönetimlere getirilmektedir.

Seçmen oylarının satılmakta ve satın alınmakta olması demokrasinin çöküşü anlamına geliyor. Amerika başkanlık seçimlerini hatırlayın.. Florida’da Al Gore ile George Bush arasında kilitlenen başkanlık seçimleri 537 oy ile George Bush’a kazandırıldı. Bu bölgedeki seçmenleri bir araya toplayıp göz kararı ikiye ayırsanız bile bu kadar az fark olmaz, olamaz.

Siyasi liderler, ekonomi liderlerin gölgesinde kalmıştır.

 

Kültür Dejenerasyonu / Yozlaşması

Siyasetin kumanda edilebilmesi için öncelikle yapılması gereken olası “yeniden dirilişlerin / uyanışların / çıkışların” engellenmesidir. Bunun yolu da halkın aptallaştırılmasından geçer. Düşünmeyen, yarını olmayan insanlar istendiği şekilde yönlendirilebilir.

Bu siyasi tablonun hayata geçebilmesi için kapsamda düşünen insan yok edilmeli, yerine günlük kaygı ve saplantıları olan bir kitle hazırlanmalıdır. Bunun en aleni ortaya çıkan şekli fanatik spor merakıdır. Bu uğurda hiçbir amacı olmadan birbirine saldıran ve takımının başarı ve yenilgisi tüm hayatını etkileyen kitleler oluşturulmaktadır. Yirmi yıl öncesine bakıldığında futbol fanatiklerinin gerek sayısı gerek eylemleri bu oranda fazla ve şiddetli değildi.

Bugün transfer ücretlerinin astronomik seviyelerde gidiyor olması gençlerin kültürel gelişimden uzaklaşıp bu uğurda top peşinde koşmalarına sebep oluyor.

Aynı şekilde müzik endüstrisi göz kamaştırıcı televizyon şovları ve kanaldan kanala çıkan ama iki lafı bir araya getiremeyen sözde sanatçılarla dolu. Geçmişte sulukulede tef çalanlar bugün en gözde sanatçılar haline dönüştürülüyorlar.

Ülkemizdeki kültür yozlaşması “Arabesk Kültürü” ile verilmiştir. O güne kadar yaptığından utanan cahil ama konumunu bilen insanlar, “Zaten ben ezilmişim”, “Cahilim ama haklıyım” söylemleri ile ülkemizdeki güzel kültürü yok etmiştir. Okumamış olmak insanların tamamlaması gereken bir eksik olarak değil, ezilmesinin gerekçesi olarak ortaya sunuldu.

Yakın zamana kadar “Halk bunları istiyor, istemiyorsanız gidin belgesel izleyin” diyecek kadar ağmaz şovmenlerin ağızlarını “Discovery Channel” ve “National Geographic Channel” çıktıktan sonra bıçak açmaz oldu. Artık tamamı yalan üstüne kurulu bu programların kimler tarafından izlendiği çok daha açık. Önceden yurtdışı ile rekabet edebilen kültürel programlar yapılırdı. Günümüzde hazırlanan bu şovlar tamamen değersizleşti, içleri boşaldı.

 

Dijital Ortamın nimetleri

İnsanları toplumsal değerlerinden kopartıp bir birey halinde yaşam sürmelerini sağlamak, birlikte hareket etmelerinin önündeki en temel engeldir. Dijital ortam Kültür Dejenerasyonunu sağlamak için birçok nimet sunuyor. Internet çıktığı günden beri “internet meşhurları” oluşturuldu. Sadece internet ile yaşayan insanlar, internet’te web sitesi ile ünlü olanlar, internet zenginleri…. Bu moda ve popülarite ile yalnız bir hayat süren ve sanal yaşayan insanlar oluşturulmaya başlandı. Bu insanlar sanal dünyada chat yapıyor ve “Second Life” gibi sanal bir dünyada gerçek dünyada yapamadıklarını yapabilen, daha güzel ve daha zengin hayatlar yaşıyorlar. Haberlerini internetten okuyor, yiyeceklerini buradan sipariş ediyorlar.

Buraya kadar olan bölümden enformasyonun yayılmasına karşı olduğum algılanmamalı. Tüm dünyanın bilgi birikiminin paylaştırılması kesinlikle çok faydalı. Zaten bu nokta kadar herhangi bir problem yok. Bunu bir yaşam tarzına dönüştürmek uzun vadede çok büyük zararlar doğmasına sebep olabilir.

Dünyanın büyük bölümü sanallaştıktan sonra, örneğin birgün yeni dünya düzeni politikalarına aykırı bir davranışınız nedeniyle tüm girişleriniz, kredileriniz, ülke hareketleriniz yok edilip, siz bir sanal suçlu ilan edilebilirsiniz. Burada herhangi bir mahkeme yargı vs’de yok. Web sitelerinden suçlu ilan edilmeniz yeterli. Bir anda isminiz dünyanın bilmem kaç sitesinde suçlu listesinde geçiyor olabilir ve bu sizi gerçek suçlu konumuna düşürebilir. Temizlenmesi için gidebileceğiniz herhangi bir makam yok!

 

Medyanın Kullanımı

Eskiden İsviçreli bilim adamlarının bizim için uygun gördüklerini uygulardık yaşamımızda. Daha sonra yıllardır Amerika’da yaşayan basın mensupları kanalı ile sürekli sağlık haberleri gönderildi. İlk başlarda gazetelerin arka sayfalarında küçük yer bulan bu sağlık haberleri şimdilerde oradan gönderilen Türk kökenli doktor(lar) sayesinde bir rüzgar’a, bir sansasyona dönüştürülüyor. Türk oldukları için gururumuz da okşanıyor elbette. Dr. X bunlar yenmeli dedi! Ve hatta bakın televizyonda sizlerin gözleri önünde yiyor. Dr. X bunları yapmayın dedi. Sakın yapmayın, sonra erkenden ölürsünüz. Dr. X’in son kitabı çıktı, hala almadınız mı? Almadıysanız siz demode ve “OUT” birisiniz. Aldıysanız çağdaş, modern, sağlıklı, kültürlü, uygar bir insansınız. Kitapta yazanları uyguluyor olmanız önemli değil, fikirleri bilin, doğal propagandacısı olun yeter!

 

Kozalar örülmeye başladı

Matrix’i izleyenler hatırlayacaktır, insanlar birer kozanın içinde yaşıyor ve çok güzel bir hayat yaşadıklarını düşünüyorlar. Bu esnada insanları kozada tutan sistem onlara istedikleri hayatları sunuyor. Dönüp yaşadığımız dünyaya baktığımızda 09:00-18:00 arasında mutsuz yaşanan hayatlar sanal yaşamlarda edinilen karakterlerle (Second Life, O’Game oyunları) güzelleştirilmeye çalışılıyor. Saç renginizi beğenmediniz mi? Değiştirin.. Boyunuz mu kısa? Uzatın.. Sevilmeyen veya güçsüz bir kişi halinde mi geldiniz? Kendinizi komple değiştirin ! Aynı kişilerle bu kez farklı biriymiş gübü tanışabilirsiniz.

Bugün bizler facebook’u eski arkadaşlarımızı bulmak için kullanıyoruz. Gelecek nesil için bu ortamlar insanların sanal olarak tanışmalarını ve konuşmalarını sağlayacak. Hatta belki karşınızdaki bir insan bile olmayacak ve sizin bundan haberiniz olmayacak. Sistem sizin hakkınızdaki herşeyi biliyor! Zevklerinizi, hobilerinizi, geçmişinizi, arkadaşlarınızı, inançlarınızı, fikirlerinizi ve hatta “annenizin kızlık soyadını” ?

800 Yıl Sonra Görüşmek Üzere

800 Yıl Sonra Görüşmek Üzere

Makaleler

Gnome projesinde çalışan bilimadamları, insanların binlerce yıl hayal ettikleri ölümsüzlüğü çözmeye çalışadursunlar, projenin tamamlanması ile birlikte insanoğlu binlerce yıl sürdürdüğü toplumsal yaşamında çok ciddi değişiklikler ile karşı karşıya kalacak. Bu değişim öncesinde yeni yaşam biçiminin oluşturulması ve toplumun buna hazırlanması gerekmektedir. Lakin, toplumda bu yeni yaşam biçimini kaldıramayan bazı insanların yaşamına son vermesi kaçınılmazdır. Değişim öncesi toplum kuruluşlarının bu hazırlıkları tamamlaması ve toplumu bilinçlendirmesi bu sarsıntının hafif atlatılabilmesi için şarttır.

Makalenin bu bölümünde gnome projesi henüz netleşmediği için bazı kabullerde bulunmamız gerekmektedir. İnsanın hücre gelişiminin en üst düzeyi 24 yaş olduğu için gen tedavisi neticesinde insan bedeninin bu yaşın fizyolojisine benzeyeceği ve bu uzatmanın insanı ortalama 800 yıl yaşatacağı varsayalım. Gerçi bu projenin daha ilk yıllarında dahi bu limit çok daha uzayacaktır.

;

Aile ve Toplum

Köklü düşüncelerin tümü tarih olurken aile olma kavramı yeniden sorgulanacak. 800 yıl aynı insanla paylaşılacak bir şey kalmayacağından yeni bir toplumsal anlayış varolacak. İnsanlar bunca zamandır 80 yıl yaşayacaklarını düşündükleri için daha kolay bir yaşam için hayatlarını karşı cinsten biri ile geçirmenin avantajlarını kullanıyorlardı. Uzun yaşam ile birlikte bu ihtiyaç tamamen ortadan kalkacak, yerine daha gelişmiş hizmet servisleri ortaya çıkacaktır.

Toplum ikiye ayrılacak. Uzun ömürlüler (zenginler ve akıllılar) ve kısa ömürlüler (fakirler). Zeki olup fakir olanlar günümüzdeki eğitim bursuna yakın uzun yaşam desteği hakkı kazanabilecekler.

Kısa ömürlü olanların çoğu 60 yıl gibi kısa sürede bir iş kurabilecek düzeye gelemeyecekleri için mecburen uzun ömürlülerin yanlarında ayak işlerini yürütecekler. Ve hatta neredeyse birer ev bakıcısı gibi yaşayacak, kontrol altında çoğalmalarına devam edecekler.

;

Din ve İnanç

Bugüne kadar insanlar arasında yayılmakta olan dinlerin çoğu günümüz insan ilişkileri üzerine kuruludur. Aile yaşamı tüm dinlerde temel kabul edilmektedir. Ölüm her canlı için bir sorgu günü ifade etmekte dolayısı ile cennet ve cehennem kavramları sorgulanamaz olarak görülmektedir. Ölüm’ün bu denli gecikmesi yeni felsefelerin üretilme ihtiyacını beraberinde getirecektir.

;

Suç ve Ceza

Ömürün bu derecede uzun süreceği gerçeği ile ölüm cezası kararı çok daha ağır, müebbet hapis cezası da anlamsız olmaya başlamaktadır.

;

İş Hayatı ve Emeklilik

Tüm çalışma hayatı insan ömrünün 80 yıl olacağı düşünülerek hazırlanmıştır. Genellikle hayatının ilk 25 yılını eğitim ile geçiren günümüz toplumunda, çalışma süresi 30-40 yıl kadar sürmekte daha sonra emeklilik ile iş hayatı sona ermektedir. Uzun ömürlü yaşamlarda, 30-40 yıl gibi belirlenen aralıklarda, 3-4 yıl kadar sürebilecek uzun dönemli tatiller ve yeniden iş hayatına dönüş söz konusu olacaktır.

;

Doğum ve Ölüm

Sağlıklı insanların 30 yaşına kadar normal doğum yapabilecekleri bir durumda uzun ömürlü insanların doğum ihtiyacı ve beklentisi çok geç olacaktır. Anne babalık belki 700 yaşlarında düşünülmeye başlayacak ve hatta bu zamana kadar doğal doğum ihtiyacı bile ortadan kalkacaktır.

Günümüzde 800 yaşına gelmiş ağaçlara dahi büyük saygı gösterilirken bu yaşa gelmiş insanlar büyük bir değer olarak kabul edilecek, ileri yaşlarda yaşamını yitiren insanların ölümü büyük bir değerin kaybı olarak kabul edilecektir.

;

Eğitim

İnsanlar hayata hazırlanırken önce eğitimlerini tamamlamakta daha sonra bu birikimlerini hayatlarının sonuna kadar harcamaktalar. Oysa ömrün bu denli uzun olduğu şartlarda dönem dönem ve sürekli eğitimlerin günümüz klasik eğitim sisteminin yerini alması kaçınılmaz olacaktır.

;

Sağlık

İlerleyen yaşlarda insanların ihtiyaç duydukları gerdirme operasyonlarına kuşkusuz ihtiyaç kalmayacak. Kısacık ömürlerimizde burun, göğüs estetikleri katlanması güç operasyonlar iken uzun yaşam standartlarında bu tür estetik operasyonlar günümüzdekinden daha fazla ilgi görecek. Hastalıkların tedavisinde gen mühendisliği tıp ile iç içe girecek ve bu konuda başarılı olan uzmanlar çok yüksek bedellerle insan sağlığını koruyacaklar. Tedaviler hastalık öncesinde gen değişikleri ile erkenden önlenecek. Organ yedeklenmesi bugün ihtiyaç duyduğumuzdan çok daha yoğun gerekli olacağı için suni organ üretimi kesinlikle yapılacak.

;

Moda

Moda yaşam döngüsü içinde insanlara yeni tarzlar sunma misyonu ile hareket eder. Doğal olarak günümüz stilistleri, 15-20 yıl kendisini takip eden müşteri kitlesine 30 yılda bir kendini tekrarlayan modeller sunuyorlar. Gelecekte en azından 700 yıl aktif modayı takip eden, 26-30 yaş ortalamasında bir müşteri kitlesine sahip olacaklar. Bu durum da yeni stillerin ortaya çıkmasını sağlayacak, dünyada çeşitlilik günümüzdekinden çok daha fazla artacak.

;

Bilim ve Teknoloji

İnsan ömrü 40 yıl çalışma üzerine kurulu ve zihinsel üretim 10-15 yıl iken bu süre 700 yıla karşılık 500 sene zihinsel üretim haline gelince ilerleme hızı bugüne oranla çok daha yüksek olacaktır. Bugün insan ömrünün yetmeyeceğini düşündüğümüz mesafelere uzay araçları göndermek mümkün olacak, uzay bilimi bugün hayal edebileceğinizden çok daha ileri bir noktaya gelecektir. Kolonileşme bugün için uzak bir hayal iken ömürlerin uzatıldığı yıllarda belki de yaşam stilinin bir parçası olacak.

;

Yeni Çağda Yaşam

Gelecek planları ve hedefler elbette çok değişecek. Bugün bizim için büyük ve uzun vadeli planlar kısa sürede elde edilebilir hedef olacak. İnsanların hedefleri bugün için bir ev sahibi olmak iken, böylesine uzun bir yaşam sürecinde uzayda tatil yapmak çok zenginlerin ideallerinden çıkıp günümüz ekstrem sporlarının yerini alacak.

Eski Ana Sayfa

Eski Ana Sayfa

Makaleler

Değişmeyen tek şey değişimin kendisi. Teknoloji de gün geçtikçe değişiyor, gelişiyor.
Web sayfalarım Netobjects Fusion’dan WordPress’e dönüştü. Biraz uğraştırdı ama daha etkin ve kullanışlı hale geldi. Teşekkürler Netobjects, hoş geldin WordPress…

• Lise yıllarımda yazdıklarımı sayfalarıma ekledim (8 Aralık 2008)
• 3. ve “çok hassas” makalemi sayfalarıma girdim. (3 Ağustos 2008)
• 2. makalemi internet’e girdim. (20 Temmuz 2007)
• Site istatistiklerimi artık Google Analytics ile takip ediyorum . (29 Temmuz 2006)
• Sayfalarıma Flash desteği geldi. (25 Aralık 2005)
• Makalelerim internet’te. (25 Temmuz 2005)
• Sayfa formatım güncellendi. (16 Temmuz 2005)

Öğretmen Sevgisi

Öğretmen Sevgisi

Makaleler

Geçenlerde arşivimi karıştırırken, lisede yazdığım yazılarımı buldum. Onların da burada yeri olduğuna inanıyorum. İşte, Kabataş Erkek Lisesi son sınıfta iken Edebiyat öğretmenimin ısrarı ile “Öğretmenler Günü”ne yönelik yarışma için bir gece etüdünde yazıp okul ikincisi olduğum yazı. Noktasına, virgülüne dokunmadan, doğrusu ve yanlışı ile birlikte yazıyorum. Ne yazık ki bu son hali değil ama son haline yakın bir taslak…

Hani sabahları sizi kaldırmak için yanınıza gelip de yatağınızı hafifçe tıklatır ya, işte o sırada güneşle birlikte gördüğüm ilk görüntü o kutsal varlıktır. Günün ilk ışıkları ile başlar, akşamın son karartısıyla bir gölge gibi yok olur gider. Kötülükleri görmek istemez sanki. Bizi aydınlatmak, yüceltmek için çalışır, didinir. Karanlıkta esen cehalet rüzgarının içinde bir mum gibi kalan bizleri, bir fanus, bir kavanoz gibi korur, büyütür, büyütür. Yolumuzdan sapmaya başladığımızda bize mani olur, doğru yolu gösterir. Amacıdır, inandığıdır, istediğidir bizimle içiçe kaynaşmak ve bir bilgi abidesi oluşturmak. Bilgi denizinde köpüren, köpürdükçe taşan, taştıkça da coşan bir dalgadır o. Bana beni öğretir, atamı öğretir, geçmişimi, ecdadımı öğretir, beni doğruya yöneltir. Huxley “Ne öğretirseniz öğretin, ama doğru ve güzeli öğretiniz” der. Onlar bize ilimi, irfanı öğretir. Her konuyu, her olayı, her nesneyi en iyi ve en anlaşılır bir biçimde açıklar ve anlatır. Yüce Atatürkümüzün deyimiyle bizi muhasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkaracak onlardır, öğretmenlerimizdir.Bize yeni yeni fikirler öğretir, yanlışlarımızı düzelterek hatalarımızı örtmeye çalışır. Anatole France’ın dediği gibi “Fikir, biçimle değerlenir, eski bir fikre yeni bir biçim vermek, sanattır.” İşte o bunu sanat haline dönüştürmüştür. Onlar bizim anamızdır, babamızdır, dertlerimizi dinler ve bize ortak olur. O ürkütücü gibi görünen yüzlerinin altında melek gibi bir ruh yatmaktadır. Kimi zaman bizi azarlar, paylar ancak soruyorum sizlere kimin içindir bu? Azarlamakla ellerine ne geçer? Öğretmenlik kutsal bir meslektir, öğretmenlere sevgi ve saygı duymalıyız, bize doğru yolu gösteren, bizi bu aydın seviyeye çıkaran onlardır. Sayın öğretmenlerimize saygı duymalı iyi ve kötü günlerini, sevinç ve üzüntülerini onlarla paylaşmalıyız.

(Buradan sonrası, elimdeki kayıtlarda yok)

Bir Köpeğin Hayatı

Bir Köpeğin Hayatı

Makaleler

Geçenlerde arşivimi karıştırırken, lisede yazdığım yazılarımı buldum. O yıllarda bir köpek tarafından ısırılarak kuduza yakalanmış ve aşıların fayda etmemesi nedeniyle tecrit odasında ölümü bekleyen bir çocuğun haberini okumuş ve çok üzülmüştüm. Hoş, muhtelif zamanlarda üç defa köpekler tarafından ısırılıp üçer defa aşı olan ve bir seferinde de 21 iğneden kaçamayan yine ben. Noktasına, virgülüne dokunmadan, o yazıyı aktarıyorum.

ÇOCUK GÖZÜYLE (4-5 yaşlarında)
Çok şirin bir köpekti. Akşam babam gelince söyleyeyim evde besleyelim onu. Galiba babamın canını yaktı ama olsun akşama unutur. Ben düşünce ayağım kanıyor ama akşama kadar geçiyor nasıl olsa unutur unutur.

ANNE GÖZÜYLE

Aman Allahım. Babanı ısırdı demek sana bir şey oldu mu? Baban nerede? Ne yapıyorlar. Bu zamanda kuduz da çok arttı, aşılar bir işe yaramıyor, kocama bir şey olursa ben ne yaparım. Aman Allahım, Yarabbim, nereden geldi bu köpek başımıza, Allah kahretsin.

ADAMIN GÖZÜYLE

Öğlende saat 2 civarında kocaman bir kurt köpeği üstüme saldırdı. Vurun o sokak köpeklerini, belediyede kabahat zaten. Sokakta köpek bırakmamaları lazım. Beni ısırdı, işin yoksa aşı ol. Vurun o köpeği vurun. İşime geciktim patron ne diyecek şimdi. İzmir’de Hamdi beye telefon edip son durumu bildirmem lazımdı. Ne yapacağım şimdi ben, mahvoldum. Allah kahretsin. Oğlum sen olanları annene anlatırsın hadi şimdi eve git, ben akşama gelirim. (Konuşmalar hekim ile adam arasında geçer)

– Ne renkti
– Kahverengi
– Cinsini biliyor musunuz?
– Tabi kurt köpeği
– Nerenizden ısırdı?
– Elimden ve ayağımdan
– Ağzından salya….
– Vardı, vardı
– Gözü kırmızımsı mıydı?
– Eeevet
– Peki efendim şuraları imzalayıp her gün gelin 21 iğne artı 3 aşı olacaksınız. O köpek bulundu, kuduzmuş
– Olur, olur gelirim işim yoktu sanki. Keşke tekme atmasaydım o ite.

KÖPEK GÖZÜYLE

Bütün hatam Alman kurt köpeği olarak doğmamdı. Annemde babamda benim gibi saf birer kurttu. Doğduğumdan beri bana özenle bakılıyor, ihtişamla yetiştiriliyordum. Yine benim gibi arkadaşlarım vardı. Daha oyun çağımı bitirmeden özenle eğitilmeye başlandım. İz nasıl sürülür, nasıl koku alınır, ne yapılır, zor şartlar altında neler yapmalıyım… Ne demek oluyor bütün bunlar, bir türlü anlayamıyorum. Deneme sınavı olarak bir köleyi yakalattılar. Kaçak bir köleyi, çok rahat buldum onu ve gözümün önünde vurdular. Bir türlü olmadı, uyamadım o hayata ve beni çürüğe çıkartıp sivil halktan birine verdiler. Sokakta dolaştığımda herkes yana çekiliyordu. Çok seçtiğim çocuklar Azrail’den kaçar gibi koşuşuyorlardı. Neydi benim kabahatim. Eski özeni görüyordum ama bu beni sıkıyordu. Niye bir süs köpeği olamamıştım. Neden? Hiçbir zaman sokak köpeği gibi olamadım, olamazdım. Onlar kadar rahat, sade. Ama arkadaş buldum. Sokak köpeğiydi ama çok iyiydi. Dolaşıyorduk, et gördü hemen yedi. Ben dokunmadım, 5-10 dakika sonra kıvranarak öldü. O olay çok dokundu evden kaçtım. Sokaklarda dolaştım, vurdular, kovaladılar. Dokunmadım, saldırsam.. istemem. Bir grup bana ateş etti. Saçmalar vücuduma girmişti, bayılmışım. Köpeklerden anlayan iyi biri beni tedavi ettirdi, besledi. Oradan da kaçtım. Bir gün üstüme benden ufak ama hızla koşan bir köpek geldi, onu öldürdüm sanırım ama beni yaraladı. Aradan 1-2 ay geçti ışıktan çekinmeye, sudan kaçmaya başladım. İnsanlara saldırıyordum. Çok geçmedi beni buraya kapattılar. Sizler yani insanlar tecrit odası diyor. Ölümümü bekliyorlar. Söyleyin şimdi bana benim suçum ne?

BENİM GÖZÜMLE

Olanları anlattım şimdi siz karar verin suçlu kim acaba?