Kadınların ve Erkeklerin ilişkileri ile ilgili konuları irdelemek istemiyorum. Tarihin akışı içinde bu iki cinsin düşünce sistemlerinin neden bu şekilde geliştiğine izlenimlerim doğrultusunda açıklamalar getirdim, bunları paylaşmak istiyorum. Burada yazdıklarımın pekçok kişi tarafından yanlış anlaşılacağına eminim ancak sonuçta kimseyi kötülemek gibi bir amacımın olmadığını, kadın ile erkeğin düşünce sistemlerini başka bir gözle irdelemeye çalıştığımı baştan belirtmek istiyorum.

Erkekler için kadınlar her zaman anlaşılmaz oldular. Olaylara ve durumlara verdikleri tepkiler belirsiz ve kendi içinde gizemli oldu. Ancak bu durumun tersi geçerli değil, yani erkekleri anlamak konusunda kadınların sorunu yok. Kadınlar arasındaki bu iletişim şekli kadınların binlerce yılda geliştirdikleri ve sürdürdükleri düşünce sisteminin sonucu olarak ortaya çıktı.

Erkekler güç ve kuvvetin simgesi olarak kasları ile istediklerini elde edebiliyorlardı. Buna karşın kadınların fiziksel gücü yoktu. Onlar, akıllarını kullanarak gücü kontrol etmeyi öğrendiler. Hayatta, özellikle de başlangıçta herşey etki / tepki prensibi ile yürüdüğü için, karşılığını verdikleri müddetçe istediklerini elde edebiliyorlardı. Elbette bunu salt ve sürekli akıl ile çözmek mümkün değil. Sahip oldukları cinselliği etkili bir silah olarak yıllardır kullanıyorlar. Uzun yıllar sonucunda bu “alış-veriş” o kadar kanıksandı ki normalleşmeye başladı. Çirkin ama varlıklı bir erkeğin yanında gördüğümüz son derece güzel bayanlar bu “alış-veriş”in, çıplak olarak bakıldığında anlaşılması güç ve en çarpık görüntülerini ortaya koyarlar. Benzer şekilde cinselliği çok değerli görmeyen (tariflemek doğru değil ama anlaşılabilir olması açısından örnekliyorum) kuzey ülkelerinden gelen ve bu “alış-veriş” ticaretini gerçekleştiren bayanlara, yurdum kadınlarının sert tepkisi, bu değerin ederini düşürmelerinden kaynaklanmaktadır.

Erkekler tüm düşünce ve isteklerini açıkça ifade ederken, kadınlar isteklerini her zaman bir başka kanaldan aktarmayı doğal düşünce sistemi haline getirdiler. Bunun sonucunda kadınların düşünce sistemi her zaman karmaşık ve anlaşılması güç (matematiksel olarak çarpma ve bölme) yoldan çalışırken, erkeklerin düşünce sistemi basit ve düz mantık (matematiksel olarak toplama ve çıkarma) olarak gelişti.

Erkekler avlanma güdülerini halen içlerinde sakladıkları için, iş hayatındaki ve sosyal yaşamındaki ilişkileri avlanma temeline dayanmaktadır.

Birşeyi var ederken çarparak çok hızlı yol alabilen kadınlar, hemcinsleri ile birliktelik kurmakta ve organizasyon oluşturmada sürekli bölünme yaşıyorlar. Sosyal gelişimleri sırasında kendilerine verilen sürekli hemcinsleri ile yarış güdüsü, onları kendi cinslerine karşı son derece açımasız kılıyor olmalı.

Erkekler herhangi bir birliktelikte yavaş hareket ediyor olsalar dahi varoluşta veya yokoluşta kadınlar kadar etkin değiller. Bu nedenle birlik, topluluk ve organizasyon oluşturma ve yürütmede kadınlardan daha başarılı oldukları tarih boyunca görülebilir.

Erkekler dini inançlar çerçevesinde kadının bu yaratıcı ve yokedici vasfını tamamen pasifize etmeye kalkışsalar dahi aslında toplumun temel taşını oluşturan kadının toplum dışına itilmesine ve gelecek nesillerin daha cahil ve pasif bireyler olmasına sebep olmaktadırlar. Bu tür toplumlarda, toplumsal yaşamın dışına itilen kadın, ancak sahip olabildiği bilgi kadarını gelecek nesillere aktarabilmekte, bunda da yeterli olamadığı için giderek cahilleşen, fikri anlamda karanlık nesiller ortaya çıkmaktadır. Ayrıca kadın ve erkeğin farklı ortam ve kültürlerde yetişmeleri toplumda kutuplaşmaya sebep olmakta ve birbirini tanımayan, zevk ve ilgi alanlarını bilmeyen, evlenmek için doğru kişiyi ayırt edebilecek bilgilere sahip olmayan, ancak “üreme zamanı” geldiğinde bir araya gelmek zorunda olan ve yaratıcılıktan ve öğrenmekten uzak, sadece boyun eğen bireyler ortaya çıkartmaktadır.

Sonuçta kadının “yeri geldiğinde” kuralları bozabilen yaratıcılığı ve hızlı var etme gücü, erkeğin organizasyon ve ilişki geliştirme yeteneği ile birleştiğinde çok sağlıklı ve güçlü bir büyüme sağlanabilir. Ama bu dengeyi kurabilecek kadar orantılı eşlerin birbirini tanıyabilme koşulu gerçekleşebilirse…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir